İçeriğe geç

Her türlü gürültüye karşı âdeta tecrit edilmiş gibi olan bu iklimde, hemen hiçbir yerden hiçbir ses sızmaz; hatta en küçük bir “çıt” dahi duyulmazdı. Ne sokaklardan akseden serseri kahkahaları, ne sarhoş naraları, ne motor gürültüleri, ne de siren çığlıkları bu şirin gecelerin derin ve ezelî şiirini hiçbir zaman bozmazdı. Ara sıra, tabiatın içinde bulunduğumuzu hatırlatan bir köpek havlaması, bir çakal uluması veya bir çoban türküsüyle bu sessizliğin bozulduğu da olurdu, ama hemen yeniden gece, o efsanevî hâline bürünür; bizler de bütün şaşaasıyla ruhlarımızı saran geçmişin hülyalarına dalar giderdik…

Bu derunî hisler içinde, zaman zaman kendimizi, geçmişi yakalamak için bir muamma deryaya yelken açmış gibi hisseder ve süratle o tarafa doğru aktığımızı sanırdık. Bazen, elimizde olmadan sürüklenip gittiğimiz bu garip yolculukta, öyle bir noktaya varırdık ki; ruhumuz, âdeta bilmediği bir âlemden ürpertici nağmeler duyar gibi olur ve kendinden geçerdi. Bazen de, mazinin o pırıl pırıl hülya âlemlerine dalar, gördüğümüz şeylerin sağını-solunu kurcalar, her şeyi sorgular ve her şeyi anlamaya çalışırdık. Çok defa bu hayalî seyahat esnasında, sanki önceden hislerimize sızmış geçmişin o tutuşturucu ve yakıcı alevleri, kapısı açılıp hava ile teması sağlanan yangın mahalli gibi, birdenbire infilâk eder, parlar; her şeyi siler, süpürür götürür ve sadece kendisi kalırdı.

41