Bu aydınlık hanelerin belli bir bölümünde nuranîleşmiş, uhrevîleşmiş bir nine veya dede oturur; rüyalara sığmayan şanlı geçmişimizin altın destanlarından nakiller yapar.. bizleri meraklandırır, imrendirir, neşelendirir ve sihirli beyanlarıyla hep o devirlere çekerlerdi. Bizler, onları dinlerken farkına varmadan, geçmişin tatlı hülyalarına yelken açar ve birdenbire kendimizi, yiğit naraları, at kişnemeleri, muharebe uğultuları ve kılıç kalkan tarrakaları içinde.. veya düşünen, çalışan, iman ve ümitle ötelere açık bir huzur topluluğu arasında bulurduk. Böyle şahlanan hayallerimizle bütün o eski zamanları, eski mekânları hep mukaddes; eski insanları Hak rızasını tahsil ve ülkeyi Cennetlere çevirme yolunda gerilmiş kudsîler; onların ev ve konaklarını da, ruhlara sonsuzluk duygusu aşılayan pırıl pırıl odaları, ışık ışıl sofaları, üfül üfül bahçeleriyle insanlık, aşk, vefa, ilim, sanat, ahlâk gibi kudsî fazilet ve meziyetlerin çimlenip geliştiği yerler olarak düşünür, tahayyül eder ve inanırdık.