İçeriğe geç

Dün, çöl gibi kupkuru bir zemin ve kaos gibi kapkara bir sema ile çevrili bulunan bu yoksullar, bu tâli’sizler diyarı şimdi, dört bir yanıyla ümit ışıldayan gökleri, ovayı-obayı saran rengârenk çiçekleri ve bu iki âlem arasında arılar gibi gelip giden, gelip gidip geleceğin dantelâsını işleyen ışığa uyanmış insanlarıyla âdeta İrem ülkesi… Her şey, bir “ba’sü ba’del mevt” mesajı almış gibi hayat solukluyor; her şey İsrafil ile hemhâl olmuş gibi pürneşe.. sular “Ya Hayy!” deyip gönüllere ürperti veren çağıltılarla bir bahara doğru akıyor; zemin, karın-buzun yol verdiği yerlerde yemyeşil fistanıyla gözlerimize ve gönüllerimize güzellikler saçıyor; her yanda çiçek kokularına karışıp esen var olma duygusu ruhlarımıza saadetler üflüyor.. yıllar ve yıllar boyu hayat adına kâbus yaşayan bitkin yığınlar, vicdanlarında yepyeni emellerin yeşerdiğini duyuyor ve bir çocuk neşesi tadındaki bu yeni sabahta, iyiliğe, güzelliğe susamış ruhlarının bütün iştiyakıyla dirilişlerini haykırıyorlar.. tıpkı, Cennet yamaçlarının huzur, neşe, sevinç ve endişesizliğine ermiş gibi…

Evet, hayallerimizle az gerilere gidip; inanç, ümit ve basiretlerimizle az ilerilere doğru bakabilsek, her sabahın bir başka zafer renkleriyle tüllendiğini; her yeni günün büyüyen bir hilâlle ufkumuzda kapandığını, her gecenin değişik bir doğum sancısıyla gelip geçtiğini görecek ve hayretten hayrete düşeceğiz.

21