İçeriğe geç

Varlığa bu perspektifle bakan, iç dünyalarını bu inanç ve bu kanaatle tanzim eden dengeli ruhlar, her zaman eşya ve hâdiseleri daha bir değişik görmüş, daha bir değişik değerlendirmiş; en sevimsiz hâl ve vaziyetler içinde bile, pek çok sevimli şeylerin bulunabileceği inancını taşımış ve hayatlarının her lahzasını âdeta bir temâşâ zevki içinde yaşamışlardır. Gündüzler, iyilikler, güzellikler onlara bir şey anlatmışsa, geceler, karanlıklar, acılar bin şey anlatmıştır; hem de ne dâhiyane bir eda ile…

Her gece, onların gönüllerine benzeyen emeller, hülyalarına benzeyen arzular aşılar ve onlarda, sabahlara ulaşma azmini coşturur… Onlara geçmişin rüyalarını hikâye eder; rüyalara giden yolları açar ve en mahrem hislerini tahrik ederek, en temiz hayal iklimlerinde gezdirir. Karanlıkların daha da koyulaşması, onlarda eşi benzeri olmayan tat ve şivede bir münacat ve yakarış arzusu uyarır.. derken en müphem, en belirsiz durumlarda en şefkatli ilâhî esintileri duyar; en karanlık anlarda en erişilmez mazhariyetlere ererler. Her şeye en derin hazlar sinerek, varlık ve hâdiselerin, insanı, böyle sürekli, güzelliğe, ümide, tatlı rüyalara doğru çektiği bu enfes anlarda, içinde bulunduğumuz dünya sihirli bir diyar gibi parıldar; ruhlarımıza en romantik duygular fısıldar ve hislerimiz üzerinde en coşturucu bir mûsıkî tesiri icra eder.

Böylece, herkesin ve her şeyin boşlukta olduğu, ruhî rabıtaların bütün bütün gevşediği, arzu ve emellerin bir bir sarsılıp devrildiği en buhranlı dönemlerde bile biz, boşluk hissetmez, durgunlukla kilitlenmez; bir humma gibi ruhlarımızı dört bir yandan saran, aşk ve benliğimizin derinliklerinde tutuşan dava düşüncesiyle, her zaman değişik bir hareket ayarlaması yapar ve yolumuza devam ederiz.

23