Ta baştan bu dünyanın kurulmasında esas teşkil eden unsurlardan mantık, bağrında diyalektik felsefeyi ve mugalâtayı yetiştirdi; fiziğin biricik semeresi ise, sayesinde toptan imhanın ne demek olduğunu öğrendiğimiz “atom bombası” oldu. Şimdilerde mantık gibi, fiziğin de kötü ellerde, nelere sebebiyet verdiğini ve vereceğini görüp hisseden günümüzün insanı, bütün politik gücünü, bu canavarın dişini kırmaya ve dişinin dibindeki zehiri almaya harcıyor. Bakalım çağın Frankeştaynları, kendi elleriyle hazırlayıp insanlığın içine saldıkları, onunkinden bin beter çağın hortlaklarını zapturapt altına alabilecekler mi..?
Bugün, insanlığın birkaç asırlık kemikleşmiş problemlerine çare arayan ve yeni bir dünyanın rüyalarıyla yatıp kalkan batının, küre-i arzın âdeta büzüldüğü, mesafelerin daraldığı, milletler arası temasların sıklaştığı ve dünyanın muhabere ve muvasala itibarıyla küçük bir köy hâline geldiği şu günlerde olsun, bütün tarih boyu bir bölge medeniyeti olarak kalan kendi “uygarlığını” şimdiye kadar kendine zıt gördüğü, dolayısıyla da uzak durduğu, başka medeniyetlerden, hususiyle de İslâm medeniyetinin o canlı ve nurlu dinamiklerinden yararlanarak daha beşerîleştirmesi ve daha derinleştirmesi gerekmez miydi? Batı şimdiye kadar bunu yapamadı ve hep bir ölüm girdabı etrafında döndü durdu. Ne var ki, onun sonuna kadar böyle bir çıkmazda kalacağı da düşünülemez; bir gün mutlaka ya bir çıkış menfezi bulup kurtulacak veya temerrütlerinde ısrarı yüzünden zamanın dişleri arasında çiğnenip gidecektir.