Zimamdarlarımız itibarıyla bizim durumumuzla batı arasında bir fark olduğu da söylenemez; en son çıkmaza kadar, körebe oynuyor gibi, gözleri bağlı onu takip eden bizdeki resmî ideolojinin temsilcileri, şayet bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da, artık kadavralaşmış ve gerilerin gerisinde kalmış batı medeniyeti modeli karşısında, yine şaşkın, yine hayran, yine idealsiz, yine ibdâ’ ve inşâ gücünden yoksun ve başkalarının alkışçısı olarak kalacaklarsa, bunların da, zamanın kazdığı çukurlardan birine yuvarlanıp gitmeleri kaçınılmaz olacaktır.
Yıllardan beri bizi istedikleri gibi oynatan ve istedikleri istikamete sevk edenlerin ellerinden kurtulmak için henüz vakit geçmiş değil; hatta düne nispeten bugün, şartlar daha da müsait sayılabilir.. ve buhranların, sınıf kavgalarının, sistem mücadelelerinin, bir teneffüs fasılası nispetinde kapı araladıkları da söylenebilir… Bundan önceki asırlarda, insanı sadece beden olarak ele alan sistemler, kitlelere yeni bir dünyadan söz edip onların iştihalarını kabartmış, başlarını döndürmüş; bilhassa gençleri, his ve heveslerinden yakalayarak sokağa çekmiş, hatta bu umumî curcunada, içi geçmiş bir kısım kart entellere bile, gençlik aşısı ruh hâletiyle, akla hayale gelmedik şeyler yaptırtmışlardı. Düşünce, idrak ve şuurunu yeninin cazibesine kaptırmış yığınlar, kendilerine vaad edilen şeylerin olup olmayacağına bakmadan ve uğrunda sokaklara döküldükleri meselelerin yararlı veya zararlı olduğunu muhakeme etmeden ateşe koşan kelebekler gibi önü alınmayan bir arzu ile gidip gidip kendilerini ateşlere attılar.. ve tabiî bu arada eski diye, nice eskimez şeyleri de kendileriyle beraber mahvettiler.