İç problemlerimiz açısından fevkalâde tutarsız ve yetersiziz; dış hâdiseler karşısında da olabildiğince bir duyarsızlık, hatta vurdumduymazlık içindeyiz. Çevremizde zuhur eden fırsatları değerlendiremiyor, büyüklüğe sıçrama adına elde ettiğimiz avantajlardan yararlanamıyor ve hep o istibdat dönemi kafasıyla, biz usanmış olmasak da dost-düşman herkesi usandıracak şekilde “gericilik”, “yobazlık”, “fundamentalizm” gibi kelimelerle Müslümanlığı ve ehl-i İslâm’ı baskı altına almaya ve karalamaya çalışıyor ve kendi kendimize teselli oluyoruz.
Bunlarla bazı çevreler iğfal edilerek harekete geçirilse de ülkemizi iki adım öteye götürmek mümkün olmayacaktır; şimdiye kadar olmadığı gibi.
Oysaki, herkesin, hususiyle de zirveleri tutanların himmeti, devleti güçlendirmeye ve milleti yükseltmeye matuf olmalıydı.. bize ve herkese düşen de bu idi… Ne var ki, şimdiye kadar olmadı.. ve bir kısım iç ve dış mihraklarca olmasına da fırsat verilmedi. Henüz iş işten geçmiş sayılmaz. Şu anda bile derlenip toparlanmamız ve kaçırılan fırsatları yeniden yakalamamız mümkündür. Ancak, yapacağımız şeyleri bilmemiz, hamiyet ve samimiyetle çalışmamız şarttır.
Bunun için de, evvela milletçe, nereden nereye geldiğimizi, şu anda nerede bulunduğumuzu, hedeflerimizin nelerden ibaret olduğunu gözden geçirmemiz, varlık ve bekâmızın temel dinamikleri üzerinde bir kere daha durmamız, ferdî ve içtimaî rahatsızlıklarımızı tespit edip alternatif çareler üretmemiz lâzım.