İçeriğe geç

O zamanlar, bu tür yeni düşüncelerin büyüsüne kendini kaptıranların hemen hepsi, herhangi bir tenkit, tetkik, muhakeme ve mukayeseye başvurmadan, “yeni” deyip kendini bir kısım fantezilerin içine salıyor ve elinde kâsesi meykeşler gibi; “yeni dünya”, “yeni düşünce tarzı”, “yeni sistem”, “yeni toplum”, “yeni idare” diyor, durmadan tarihî dinamiklere, maziye, dine ve atalarına saldırıyordu. Bu dönemde sadece başkaldırmanın romanı yazılıyor, başkaldırmanın tiyatrosu yapılıyor ve topyekün sanat bir isterik düşüncenin elinde korkunç bir yıkım yaşıyordu. Bir zümre her şeyi yıkmaya, her şeyi değiştirmeye karar vermişti; ama nelerin nasıl değiştirileceğini, değiştirilen şeylerin yerine nelerin ikame edileceğini düşünmeden karar vermişti. Oysaki, değiştirilmek istenen şey ne bir at, ne bir araba, ne bir ev, ne de bir urbaydı; o, bin seneden beri milletin canıyla-kanıyla bütünleşmiş ve benliğinin her parçasına işlemiş bir mânâ idi. Onun için de yeniler tutmadı; eskiler sarsıldı ama oldukları yerde kaldı… O günkü yeniler ve yenileyicilerin yıldızları birer birer söndü ve daha üzerinden çeyrek asır geçmeden, partal birer elbise, eskimiş birer eşya gibi ya şuraya buraya atıldı veya tarihî bir fosil olarak korunmaya alındı.

45