Bu konuda erkeğin de ondan çok farkı yoktur; bu çarpık alâka ve tehlikeli meylin karşılığı da dünyada inkisar üstüne inkisar, ötelerde de ebedî hüsrandır.. evet, böylelerinin, ahireti yitirmenin yanında, kalıcı bir dünya zevkine ve huzura ermeleri de söz konusu değildir. Dünyaya müteveccih ve geniş imkânlar içinde olmalarına rağmen, ne yuvada mutluluk ne aile fertleri arasında sıcak bir münasebet ne de yarınlar adına bir saadet vaadi; bomboştur onların yürekleri, hisleri ve iğretidir o sûrî beraberlikleri. Birbirinden kopacak gibi dururlar yan yana durduklarında; birer düşman tavrı alırlar ayrılıp heva ve heveslerine göre ayrı ayrı yollara girdiklerinde. Onca beraberliğe rağmen zerresi yoktur vefanın üzerlerinde ve endişe duymazlar arkada bıraktıkları yetimlerinden. Azıcık olsun bunun aksi söz konusu olsaydı bugün en zengin ve en medenî gibi görünen ülkelerde boşanan aile ve yıkılan yuva nispeti yüzde altmışlara hiç ulaşır mıydı?..
Zaten bu karanlık ülkelerde, hayat ta baştan yanlış mayalandığı için bu tür sonuçları da tabiî görmek icap eder. Bizim dünyamız da dahil, şayet insanlık bu konudaki yanlışlarını görüp hatalarını düzeltmezse, bu ölçüdeki bir izmihlâl ahlâkı daha uzun yıllar devam edeceğe benzer. Bugün İslâm ülkesi görünümündeki yerlerde bu tür bir ruh sefaleti çok geniş alanlı görünmese de, çaresine bakılmazsa, aynı sefâhet seylâplarının bu dağınık coğrafyayı işgal etmesi de kaçınılmazdır. Daha şimdiden bazı çevrelerde hayâ, iffet ve utanma hissi bilmem kime emanet.. haram-helâl mülâhazası modası geçmiş telakkiler gibi.. dinî esaslar ve ahlâk, insanın elini-kolunu bağlayan birer zincir, fazilet de anlamsız bir lüks âdeta.