İçeriğe geç

Mü’minin, bütün sa’y u gayretindeki hedefi rızâ-yı ilâhidir, yani Allah’ı hoşnut etmektir. O, Allah emrettiği için ve rızâ-yı ilâhiyi kazanmak ümidiyle ibadet yapar; sa’yinin semeresinin de ahirette verileceğini düşünür. Dünyada iken bir lütufla karşılaşırsa hamd ve sena eder. Allah karşısında yüzünü yerlere sürer. Evet mü’min, sadece ve sadece rızâ-yı ilâhiyi düşünür ki, Kur’ân-ı Kerim pek çok âyet-i kerimesiyle bu hususu teyit eder.

Ezcümle; “Bana, din ve ibadetimi yalnız Allah’a tahsis ederek gönülden ona kullukta bulunmam emredildi.”10

“De ki, ben ibadetimi yalnız O’na has kılarak sadece Allah’a kulluk ederim.”11

“Hâlbuki onlara şirkten uzaklaşıp sadece ve sadece muvahhid olarak Allah’a ibadet etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti.”12 gibi âyetlerle mü’min her zaman ihlâsa ve rıza-ı ilâhiyi aramaya yönlendirilmiştir.

d. Hayat Düsturu Yardımlaşmadır

Kur’ân, düstur-u hayat olarak teâvün ve tesânüdü esas almaktadır. “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.”13

Evet mü’minler dinin emirlerini yaşama ve yaşatma hususunda birbirlerine yardımcı olmalı ve birbirlerine dayanarak dini yaşamaya çalışmalıdırlar. Unutmamalıyız ki, İslâm’ın içtimaî yönü daha baskındır. Onun içtimaî yönünü ayağa kaldırmak ayakta tutmak ve devam ettirmek zaruridir. Öyleyse “Birr ve takvada birbirinize yardımcı olunuz.”14

Zira hayat, cidalden ibaret değil; o yardımlaşma ve dayanışmadan ibarettir. Zerreler nebatata, nebatat hayvanata, hayvanat da protein konserveleri olarak bizim imdadımıza koşarlar. Hatta her şeyde bir yardımlaşma vardır. Havanın, toprağın, suyun zerreleri, atomlar ve atomların parçacıkları bir yardım esprisine bağlı olarak mevcudiyetlerini sürdürürler.

147