Esasen bütün yollar, Allah’tan gelir ve Allah’a gider. Allah’a gitmeyen yol yoktur. Çünkü kâinatta birbirinin içinde, eğri büğrü veya düz bütün yollar, Allah’ın kanunlarının cereyan şeklinden ibarettir. Bir yol vardır içki içilir, bir yol vardır zina edilir, bir yol vardır o yolda insan öldürülür. Bütün bu yollar Allah’ın kanunudur. Ama bu yolların bazısından Allah’ın gazabına, bazısından da Allah’ın rızasına gidilir. Kâinatta, yerine, konuluşuna ve ilgili olduğu şey ve hâdiseye istinat edilen kanunlar vardır. Fakat ilim adına cehl-i mürekkeb içinde bulunan bazı insanlar, belki de kasdî olarak, aslında kâinatta var olan bu kanunların sadece varlığından haber veren insanlara, bu kanunların mucidi adını vermişlerdir. Hâlbuki bütün kâinatın ve kâinattaki kanunların şehadeti ile kâinatı ve kâinattaki kanun ve hâdiseleri vaz’ ve icat eden Vâzı-ı Hakikî ve Mucid, yalnız ve yalnız Allah’tır (celle celâluhu). Bu kanunların varlığından haber veren bir insana hiçbir zaman mucit denemez. Bu, büyük bir hatadır. Esasen kâşif de denemez. İlle de bunlara bir şey demek icap ediyorsa; o da hatanın en hafifi ve doğruya en yakını yine “kâşif” kelimesi olmalıdır. Çünkü kâinatı bir fabrika hâlinde kuran, bir saat gibi işlettiren ve ta ölüme kadar uzayıp giden bu yolu vaz’eden Allah’tır.