İçeriğe geç

Burada ayrıca şu hususa da dikkat edilmelidir: Her gazap, her şiddet, her öfke ve her hiddet muhakkak belâ ve musibet demek değildir. Bir şeyde gazab bulunur ama altında rahmet de olur. Her gazap rahmetin bittiği noktada başlamaz ve her rahmet de gazabın başladığı noktada sona ermez. Hatta bazan gazabın içinde de rahmet bulunabilir. Meselâ: Bir adam birini öldürür. Bu kâtil hakkında şeriatın –tabir caizse– gazap tezahürü vardır; öldüren öldürülecektir. وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَۤا أُۨولِي الْأَلْبَابِ“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri.”4 İşte, o kâtile karşı şeriat adına hıncımız vardır. Kur’ân ona karşı şiddetli ve hiddetlidir. Fakat buradaki şiddet ve hiddete rahmetsizlik diyemeyiz. Çünkü bu hükümde mazlum ve hakkı çiğnenene, ayrıca cemiyete ve toplum hayatına bir rahmet de vardır. Demek oluyor ki, gazabın içinde gizli bir merhamet var. سُبْحَانَ مَنْ جَمَعَ الرَّحْمَةَ وَالْغَضَبَ“Gazap ve rahmeti cem eden Allah’ın şânı ne yüce, ne mukaddes ve ne münezzehtir!”

Kur’ân bu mânâdaki gazaba şu âyetle de işaret eder: وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ“And olsun ki sizleri korku, açlık, mal, ekin, kazanç ve evlât noksanlığıyla imtihan edeceğiz.”5

Evet, bütün bunlar, gazab-ı ilâhîdir. Fakat bu gazaba uğrayan ne mel’un, ne Yahudi, ne de Nasranidir. Onun içindir ki her gazapta rahmet mutlaka kesintiye uğramaz. İnsan ruhî hayatıyla, kalbî âlemiyle Allah’a müteveccih olduktan sonra gazaplar, Allah Resûlü’nün de ifade buyurduğu gibi onun hakkında ayn-ı rahmet olur. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu muştu dolu beyanıyla bize büyük bir hakikati anlatmaktadır:

210