Bazen farkına varmadığınız, irade dışı davranışlarınız da olur. Plânsız, programsız, düşüncesiz, fakat kafanızda bin bir düşünce ile evinizden çıkarsınız.. kalbleri doğranan, imanı alevler içinde yanan ve kendini kelebekler gibi ateşe atma cinneti içinde bulunan neslimizi ve ümmet-i Muhammed’in hâlihazırdaki durumunu düşünürsünüz.. yağmur yağıyordur ama, siz yağmuru fark etmediğinizden elinizdeki şemsiyeyi açmaz, yürürsünüz. Neden sonra ayağınızın yağmur sularıyla dolmuş bir çukura kaçması ya da yanınızdaki arkadaşınızın gittikçe yükselen sesiyle daldığınız âlemlerden sıyrılıp, kendinize gelirsiniz.. tıpkı, çok zaman ümmetinin derdiyle dopdolu, başına konan işkembelerin, yüzüne atılan çamur ve savrulan yumrukların farkına ancak kızı Fatıma’nın (radıyallâhu anha) veya dostu Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) ağlamalarıyla varan ve “Niye ağlıyorsun Fatıma?”, “Niye ağlıyorsun Ebû Bekir?” diye soran Kâinatın Efendisi gibi.
İrşad ve hizmet aşkıyla öylesine şahlanmış ve öylesine hizmet âşığı olmuşsunuz ki, akşam evime gideyim diye attığınız adımlarınız, bir de bakmışsınız sizi evinize değil de, bir Allah evine getirmiş…
Bu şekilde, irademiz dışında yaptığımız davranışları farkına vardıktan sonra değiştirmemiz de, irade-i cüz’iyyeyi göstermektedir.
İrademizle yaptığımız işlerimizin de, yine Allah’ın (celle celâluhu) ilim ve kudreti dahilinde olduğunu ve yine bizzat Allah (celle celâluhu) tarafından yaratıldığını tekrar belirtmeye gerek yok. Evet, âyetin ifadesiyle, bizi de, yaptıklarımızı da yaratan Allah’tır (celle celâluhu).2
2. Cüz’î iradenin mânâ ve mahiyeti
Dipnotlar
- 2 Sâffât sûresi, 37/96.