İçeriğe geç

Demek ki, küllî irade cüz’î iradeye bakmakta olup, cüz’î irade de çok büyük neticelerin yaratılması için âdî ve basit bir şart hükmündedir. Evet, görülüyor ki insan, kader önünde eli kolu bağlı robot gibi cebren hareket ettirilen, hele bazı edep bilmeyenlerin iddia ve ifade ettikleri gibi, “Kader kurbanı, kaderin mahkûmu, zalim feleğin mazlumu.” bir varlık değildir. Ne var ki –hakkını inkâr etmemekle birlikte– irade de kendi adına hiçbir şeye sahip çıkmamalıdır. Çünkü, gayet âdî, basit ve küçük olan insan iradesiyle, son derece büyük olan neticeler arasında herhangi bir tenasüp ve uygunluk mevcut değildir. Evet, küçük bir düğmenin koca bir sarayın aydınlatılmasında veya yine bir düğmenin insanın galaksiler arası seyahat yapmasındaki rolü ne kadar olabilir..? Öyleyse, meydana gelen hareketi yaratan ve çok küçük, zayıf ve basit sebeplere azîm ve cesîm neticeler terettüp ettiren bir Zât vardır ve O, her şeye hâkimdir. İrade, ihtiyar ve çapımıza göre cüz’î bir kudretimiz olsa bile, kâinat çapında teşhir edilen tecellîler içinde bize düşen pay, milyonda bir bile değildir. Bu ve bunun gibi, bize karşılıksız hibe edilen lütufları saymanın üstesinden gelemeyiz.3 Allah (celle celâluhu) bizden, kendimize düşenle, Zât-ı Ulûhiyeti’ne düşeni ayırmamızı istese, herhâlde kendimize en yakın bilip, “sahibiyiz” dediğimiz ‘ben’ dahil, elimizde ‘sıfır’dan başka bir şey kalmayacaktır.

239