İçeriğe geç

11. Sadece ana başlıklar hâlinde bir kaçını zikrettiğimiz bu güzel ahlâkın sahibi Zât’ı bize sorsalar, “Evet” deriz “O bir nebidir, Nebiler Serveri’dir. Biz de O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) şahitleriyiz. Evet, Hak adına Hakk’ın temsilcisinin şahitleriyiz.” Çünkü bu kadar güzel ve yüksek ahlâk ancak doğru insanlarda bulunabilir. Güzel ahlâk, ancak doğruluk toprağında yetişip, sümbül verebilir. Yalan söyleyen bir insanın daha başka söz ve davranışlarında da zaaf ve lekeler bulunmaması mümkün değildir. Yalan, âdeta fasit bir dairenin başlangıcı gibidir. Zincirleme, arkasından her türlü kötü ahlâkı da sürükler getirir.. tıpkı doğruluğun güzel ahlâkı sürükleyip getirdiği gibi.

Şimdi, serâpâ ahlâk-ı âliyeyle serfirâz olan O Yüce Kamet (sallallâhu aleyhi ve sellem), belli ki, daha işin başında bir salih daire teşkil edip, hak ve hakikat adına doğru, dosdoğru olarak bu ulvî vazifeye, peygamberlik misyonuna başlamış ve neticede misyonunu tam bir başarıyla noktalamıştır.

12. Aynı nükteye bir başka zaviyeden daha bakabiliriz:

Birbirine münasip ve uygun şeyler arasında meyil ve câzibe, birbirine zıt ve muhalif şeyler arasında ise nefret ve itme vardır. Seçtiğimiz arkadaşlarımız, kendi karakterimize ve düşünce dünyamıza en uygun olan kişiler değil midir? Dumanlı ve loş kokulu yerler kendilerine uygun kişileri çekerken, Allah’ın evleri ise belli ki kendilerine münasip kutluları çekecektir. Evet, doğruluk da daima doğru insanları çekip, sinesinde barındıracaktır. Öyleyse, bu güne kadar milyonlarca doğruluğu müsellem insanları kendine celb ve cezbeden insanın acaba doğruluğun özü ve hulâsası olmaması mümkün müdür? Cezbeden en güzel olunca, cezbedilen de güzel olmalıdır. O ne yüce ve erişilmez bir câzibedir ki, asırlardır milyonları meczup hâle getirmiştir.

21