Muhalfarz, O, Kur’ân’ı aklından uyduran biri olsaydı, –Muhalfarz denilerek, caiz olmayan şeyler üzerinde temsil getirilse bile, yine de O Kamet-i Bâlâ (sallallâhu aleyhi ve selem) için bu tür ifadeler hoş olmuyor; bizi bağışlasın!– mücadelelerle geçen o hareketli hayatında, ilk sözünü son gün de tekrarlayabilecek, her söz ve hareketini yazdığına göre ayarlayabilecek ve hiç değişmeden kalabilecek güç ve kabiliyeti asla gösteremezdi. Öyleyse O (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın teyit ve terbiyesi altında hareket eden bir nebidir, Nebiler Sultanı’dır. Kur’ân da O’na Allah tarafından vahyedilen ilâhî bir kitaptır.
11. Bir yazar, eserinde umumiyetle içinde bulunduğu şartların, yaşadığı hâdiselerin ve çevresinin tesirinde kalır ve dar bir zamanın dışına çıkamaz; çıksa da, bu ya ütopya, ya anti-ütopya ya da bilim kurgu cinsinden olur. Oysa Kur’ân’a baktığınızda, onun nasıl Kâinat’ın başlangıcına ve sonuna, insanın yaratılışına ve gelecekteki hayatına dair kat’î ifadeler kullandığını görür ve ister istemez, “Bu, bir beşer sözü olamaz.” demek zorunda kalırız.
12. Bir yazar, daha çok kendi sahasında eserler verir; bilhassa, uzmanlıkların alabildiğine çoğaldığı günümüzde, herkes kendi dar sahasının adamıdır. Hâlbuki, Kur’ân içtimaî, iktisadî, hukukî, psikolojik, siyasî, askerî, tıbbî, fizikî, biyolojik… kısaca her sahada prensipler ortaya koymakta, o sahanın temel hakikatlerini dile getirmekte, geçmişten ve gelecekten bahsetmektedir. Böyle bir kitabın ümmî ve bugünkü teknik-ilmî imkânların hiçbirine sahip bulunmayan bir Zât tarafından yazılmasını hangi akıl kabul edebilir?