Yaşadığımız bu acı tecrübelerden yola çıkarak bundan sonra elde etmemiz gerekli olan şeyleri doğru tespit ve teşhis edebilmeliyiz. Şimdiye kadar çalmadık kapı, arkasından koşmadık Mehlika Sultan bırakmadık. Gel gör ki her seferinde elimiz boş geri döndük. Aradığımız şeylerin hiçbirini bulamadık. Sürekli başkalarının metotlarıyla, pusulalarıyla hedefe ulaşmaya çalıştığımız için hep yolumuz sarpa sardı. Aslında bütün bunlar hâl diliyle bize, “Başka vadilerde dolaştığınız yeter artık. Oralarda aradığınızı bulamadınız. Yeniden kendi dininize, kendi kültür kaynaklarınıza dönün. Aradığınızı orada bulacaksınız.” diyordu. Kısacası, bugüne kadar yaşadığımız kayıplar, kendi değerlerimizden uzaklaşmaktan oldu. Bunu telafi etmenin öncelikli yolu da yeniden öz değerlerimize dönmek olacaktır.Öte yandan, yaşanan sıkıntı ve bunalımları kendi derinliğiyle görebilirsek bu, bizde ızdırâr hâli (dara düşme) oluşturacaktır. Dara düşen ve bunun farkında olan insan, o durumdan kurtulmak için çırpınmaya başlar. Hele iman sahibi ise hiçbir durumda olmadığı ölçüde Rabbine yakarışa geçer. İşte bu ızdırâr hâliyle Allah’a yönelebilir, bütün gönlümüzle O’na teveccüh edebilirsek yine kazanma kuşağına girmiş oluruz. Yeniden Mabûd-u bi’l-Hak ve Maksûd-u bi’l-İstihkak’a dönmek suretiyle mabetsiz ve mabutsuz dolaşmaktan kurtulmuş oluruz. Sebeplerin külliyen sukût ettiği, kendimizi bütünüyle çaresiz hissettiğimiz demlerde daha bir gönülden Çaresizler Çaresi’ne yönelir, içimizi O’na şerh eder ve yardımı da yalnız O’ndan bekleriz.Mağduriyet ve mazlumiyetler bizde bu gibi düşünceleri tetiklemiş ve bizi bu yönde harekete geçirmiş olsaydı, bugüne kadar onları kendi lehimize olmak üzere değerlendirmiş olurduk. Fakat ne yazık ki ezilmeler, baskılar, zulümler Müslümanlarda yer yer şiddet ve radikalizmi tetikledi. Bizdeki ezilme hissini suiistimal etmek isteyen bazı çevreler de buna destek verdi. Dolayısıyla dinde caiz olup olmadığına bakmadan, bunlarla doğru hedefe ulaşıp ulaşılamayacağı hesap edilmeden bir kısım terör örgütleri, canlı