her fırsatı değerlendirerek insanlara Rabbimiz’i, Efendimiz’i ve dinimizin güzelliklerini anlatmalıyız.
İslam’ı anlatırken, “ يَسِّ رُوا وَاَلَ تُعَسِّ رُوا وَبَشِّ رُوا وَاَلَ تُنَفِّرُواKolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!”45 esprisine bağlı kalmalı ve dinin objektif hükümleri üzerinde durmalıyız. Hususiyle, pek çoğu itibarıyla Medine döneminde nazil olan beş vakit namazı kılma, Ramazan orucunu tutma, malın belli bir kısmını zekât olarak verme ve haramlardan kaçınma gibi açık ve muayyen hükümleri öne çıkarmalıyız. Bununla birlikte, dinin bu objektif hükümlerinin yanında birtakım “sübjektif mükellefiyetler”in olduğunu da unutmamalıyız. Allah dostları, sınırları ve çerçevesi belli olan hükümleri yerine getirmenin yanı sıra, işin çok daha zoruna da talip olmuşlardır. Onların bir kısmı, Mekke’de nazil olan mutlak emirleri esas alarak, bütün ömürlerini ibadet ü taatle geçirmişlerdir. Bu da insanın marifet ufkuyla ve ihsan şuuruyla alâkalı bir meseledir. Fakat günümüzde kendisini böyle bir sorumluluk altında hisseden ve buna göre hareket eden insan sayısı bir hayli azdır.
Dipnotlar
- Buhârî, ilim 11, edeb 80; Müslim, cihâd 6.