İçeriğe geç

kabile halkının yarısı Müslüman olur. Uhud veya Hendek savaşından sonra Medine’ye gelerek ashâb-ı suffeye dâhil olur ve Allah Resûlü’nün ruhunun ufkuna yürüyeceği âna kadar da oradan ayrılmaz.

Efendimiz’in Firaseti ve Hâdiselerin Yorumu

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebû Zerr’in yalnız yaşayıp yalnız vefat edeceğini bir mucize olarak Tebük seferi esnasında haber vermiştir. Zira Tebük seferi esnasında devesi zayıf olduğu için Ebû Zer ordudan geri kalır. Devesinden ümidini kesince eşyalarını sırtlanır ve yaya olarak yoluna devam eder. Nihayet bir konak yerinde istirahate çekilen orduya yetişir. Uzaktan gelmekte olan kimsenin Ebû Zer olduğunu öğrenen Allah Resûlü

şöyle buyurur: ُ رَحِ مَ اهللُ أَبَا ذَرٍّ يَمْ شِ ي وَ حْ دَ هُ وَ يَمُوتُ وَ حْ دَ هُ وَ يُبْعَثُ وَ حْ دَ ه

“Allah, Ebû Zerr’e merhamet etsin! O, yalnız yürür, tek başına ölür ve tek başına haşrolur!”140

Ebû Zerr’in ileride başına gelecekler, Efendimiz’e vahiy yoluyla bildirilmiş olabilir. Veya Efendimiz, gördüğü bu manzarayı hâdiselerin dilini okuma kabiliyeti ve ferasetiyle yorumlamış da olabilir.141 Bu tür yorumlamaya, Kur’an’ın ifadesiyle, te’vil-i ehâdis denir. Bazıları, te’vîl-i ehâdîsi sadece rüya yorumu olarak anlar. Oysaki onun alanı çok daha geniştir. Günlük hayatımızda cereyan eden hâdiselerden çeşitli mânâlar çıkarmak da tevil-i ehadisin bir çeşididir. Meydana gelen olaylar, aslında misal âlemine ait sembollerin gözle göreceğimiz şekilde vücut kazanmasıyla ortaya çıkar. Dolayısıyla tev’il-i ehadis, misal âlemiyle şehadet âlemi, yani metafizik âlemle fizikî âlem arasındaki bu münasebetin sezilmesine, misalî sembollerin anlamlarının bilinmesine bağlıdır. Bu mânâları anlayıp yorumlamak ise herkesin yapabileceği bir iş değildir.

219