İçeriğe geç

liğin meydana gelmesi de akabinde oluşan vahdet ruhunun korunması da kolay değildir; ölesiye gayret gerektirir. Bunun için fertlerin ciddi bir eğitimden geçirilmesi gerekir. Dikkat edilmediği takdirde zamanla işin içine haset ve kıskançlık duyguları girebilir, enaniyetler çarpışabilir, çatışma ve ihtilaflar baş gösterebilir. Belli paye ve makamlara gözlerini diken insanlar oraya ulaşmak için görünme, bilinme ve kendini ifade etme arzusu içine girebilirler. Başarılarını nazara vermek suretiyle göz doldurmaya çalışabilirler. Ehl-i dünya arasında bu tür şeyler çok yaşandığı gibi, iman ve Kur’ân hizmetine gönül veren insanların arasında da olabilir. Bunlar benim ciddi endişe ettiğim hususlardır.Mümin, kendi fazilet ve meziyetlerini “hafâ” türabına (gizlilik toprağına) gömme noktasında kararlı olmalı, başkalarının yaptığı en küçük hizmetleri dahi alkışlamalı, takdir etmeyi bilmeli. İstenilen, beğenilen bir yere koyacaksa, kendini değil başkalarını koymalı; maddî manevî makamlara sahip olma hususunda hep kardeşini, kendine tercih edebilmeli. Hasetten ve onun sebebiyet vereceği hınç, kin ve düşmanlıklardan korunma adına da kimsenin gıpta damarını tahrik etmemeli, kendi fazilet ve meziyetlerimizi öne çıkarmaya çalışmamalıyız. “Bendeniz şöyle konuşmuştum, böyle demiştim, şöyle yazmıştım, şunları yapmıştım.” gibi şeyler söylediğiniz zaman başkalarının kalblerinin derinliklerindeki kıskançlık duygularını tahrik edersiniz. Zira siz kendinizi azıcık öne çıkarınca başkaları, bundan rahatsızlık duyar. Bu, insanın çok zayıf bir damarıdır. Hem kendini öne çıkarmak ister hem de başkalarının kendilerini öne çıkarmasından rahatsız olur. Siz kendinizi anlatmaya başladığınızda bundan rahatsız olmayacak, kıskançlık duygularını baskı altına alabilecek insan sayısı çok azdır.Şu kadar var ki, insanları takdir etme, onların başarılarını nazara vererek onları alkışlama, bununla onları daha fazla hayır yapmaya teşvik etmenin yanında; Allah’a karşı kimseyi tezkiye etmeme (temize çıkarmama), övgüyü kaldıramayacak kimseleri

177