zarıyla bakmalıyız. Bizi tevhitten uzaklaştıracak, Allah’tan koparacak tüm mülahazaları elimizin tersiyle itmeliyiz. Aksi takdirde farkına vararak veya varmayarak kendimizi nazara verir, ortaya çıkan güzellikleri kendi karihamıza, kendi kabiliyetimize, kendi başarılarımıza bağlarız. Bazen tavırlarımızla, bazen sözlerimizle, bazen mimiklerimizle kendimizi ifade eder, her şeyin merkezine kendimizi oturturuz. Yaptığımız işlerden bir iki misal vermek için sürekli fırsat kollar ve olup biten şeylerin bize atfedilmesini sağlamaya çalışırız. Diyelim ki inkişaf etmiş hizmetlerden bahsediliyor. Söz kendi alanımızla ilgili işlere geldiğinde hemen orada öksürür, boğazımızı temizler ve bir şekilde dikkatleri üzerimize çekmeye çalışırız. Hatta bazen kendimizi nazara verme adına daha ustaca yollara başvururuz. Nazarları meşgul olduğumuz sahaya çeker ve “Şunlar şunlar yapılıyor.” deriz. Nasıl olsa orada bulunanlar da bu işlerin kimin tarafından yapıldığından haberdardır. Dolayısıyla takdir ve iltifatların yöneleceği yer bellidir. Bu da şeytanın ayrı bir oyunudur. Şeytan ve nefsin bu tür oyunlarına gelmek, nimetlerin kesilmesine sebep olur.Kendini ifade etme, önde gözükme, takdir ve iltifat arzusu insan tabiatında mevcut zaaflardır. Nefis, her güzel şeyden kendine pay çıkarmak ister. “Hak ve hakikat ifade edilsin ama ben de unutulmayayım.” der. Bir mecmuada iki satırlık yazı yazarak, bir gazetede bir köşe tutarak, bir televizyonda üç beş kelimelik de olsa bir konuşma fırsatı bularak bir şekilde kendini ifade etmek ister. Şeytan da nefsin kendi hesabına değerlendirdiği bu işleri hayra matufmuş gibi gösterebilir. Ona, “Ben de bazı şeyler biliyorum. Bunları neden anlatmayayım ki! Anlatıp neden insanlara faydalı olmayayım ki! Öyleyse bana da bir imkân ve fırsat tanınmalı, ortam hazırlanmalı, yol verilmeli değil mi?” dedirtir. Özellikle insanlarda kıdemle birlikte kendini ifade etme marazı da ortaya çıkar. Buna bir çeşit yaşlılık hastalığı da diyebilirsiniz. Ve bu, kurtulması çok zor bir hastalıktır. Bundan uzaklaşmak için sürekli iradenin hakkını vermek gerekir. İnsan, kendi çıkarıyla