Cahiliye’den yeni çıkmış sahabenin çok kısa bir sürede insanlığa yön verecek irfan erleri, kalb ve ruh insanları hâline gelmelerinde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sohbetinin insibağının (sohbetiyle boyanmalarının) ayrı bir tesiri olmuştur. O’nunla aynı mekânı paylaşan, O’nun atmosferini soluyan, tavırlarına, davranışlarına, mimiklerine, bakışına, duruşuna şahit olan insanlar, “Bunda yalan yok.” diyorlardı. Bütün hâl ve hareketleri, muhataplarına güven ve itminan veriyordu. Duygu ve düşünce fırçasını çaldığı kimseler çok kısa bir zamanda semavileşiyorlardı. Atmosferine giren birinin etkilenmemesi mümkün değildi. Yeter ki O’nun sunacağı mesajlara karşı ön yargıları bulunmasın. O’nun öyle bir çekim gücü vardı ki, o güne kadar zift ve kir içinde yaşayan insanlar birdenbire bundan sıyrılıveriyor, Cennet kevserleriyle yıkanmış gibi arınıp paklanıyor ve meleklerle at başı yürüyecek bir kıvama ulaşıyorlardı.İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasında yerini alan, aksine ihtimal vermeyecek şekilde O’nun mesajını kabullenen ve bu mesajı başkalarına duyurmayı en büyük gaye-i hayalleri hâline getiren sahabe efendilerimiz, o kutlu mesajın sunumunda da oldukça hassas ve dikkatliydi. Başta sağlam ve itiraz götürmez bir temsil ortaya koymuş, sonrasında da yumuşak ve makul bir üslupla insanlara ruh dünyalarını aksettirmişlerdi.Günümüzde belki en çok muhtaç olduğumuz şey, işte bu sahabe ufkudur. Biz de inandığımız değerlere o ölçüde inanır ve onları muhtaç sinelere duyurabilme sancısıyla yaşarsak, Hz. Pîr gibi zindanları bile Medrese-i Yusufiye hâline getirebiliriz. Allah’ın bize lütfettiği zamanın saniyesini zayi etmeden gönüllere girmeye çalışır, dünyanın her bucağına, atabildiğimiz kadar iman ve sevgi tohumları atarız.