İçeriğe geç

kucağındaki bütün cevherleri etrafa saçmış ve çok önemli meyveler vermiştir. İşte yukarıda isimlerini zikrettiğimiz isimler, bu dönemin meyvelerindendir. Onlar, gaflet perdelerini yırtma, fikir ve ilim çizgisinde durağanlığa son verme, taklitten tahkike geçme adına ciddi bir gayret ortaya koymuş, insanlarda yeni bir heyecan uyandırmaya çalışmışlardır. Bununla birlikte ilim ve fikir hayatında toplu bir uyanış-diriliş mümkün olmamıştır ve bu durum

günümüze kadar devam edegelmektedir.

Köklü ve Kalıcı Çözümler

Toplumsal bir hastalık olarak okumayı, araştırmayı sevmeme, bu uyanışın gecikmesindeki en büyük etkendir denebilir. Ayrıca okuduklarımızı ne kadar anladığımız da ayrı bir tartışma konusudur. Kaç kişi yazılanları eleştirerek okuyor, sorgulamalar yapıyor, kritik ediyor, kıyaslamalara gidiyor, elde ettiği bilgileri analiz ve sentez yapabiliyor? Bundan da kötüsü, okumamak, öğrenmemek, anlamamak, derinleşmemek bizi rahatsız da etmiyor. Yüzeysel ve kulaktan dolma bilgilerle yetiniyor, hayatı o sığlıkta yaşamaya çalışıyoruz. Başta da ifade ettiğim gibi, bu sorunu tetikleyen ve günümüzde herkesi esir alan medya ve dijital iletişim ağlarının rolünü unutmamak gerekir.Sıradan insanlar için böyle bir sığlık bir yere kadar normal karşılanabilir. Ama ilimle iştigal eden insanlar da zaman içinde maalesef bu sığlıktan kurtulamadılar. Mesela niye sosyoloji alanında çalışan bir insan o mevzuda bilinmesi gerekli olan her şeyi bilmiyor? Niye ekonomide uzmanlık yapan biri bu alanda kendini çok iyi yetiştirmiyor? Niye hadis, fıkıh, kelâm gibi İslamî ilimlerde ihtisaslaşan ilim adamları insanlığın önüne yeni ufuklar açmıyor?Topluma yön verecek gerçek entelektüeller yetişmediği için ciddi bir terakki de gerçekleşmiyor. Bu durum, toplumu bir sürü gibi idare etmek isteyen zorba idarecilerin de işine geliyor. Zira

168