Bazıları nücebâ, nukabâ, evtâd gibi ehlullahın bütününe birden, mânevî güç ve kuvvet sahibi hak erleri mânâsına “ricâlullah” diyegelmişlerdir. Bunların en belirgin yanları hudû ve huşûları, her zaman mağlub-u tecellî-i Rahmân olmaları, görüldüklerinde Hakk’ı hatırlatmaları ve mütemâdî Hak huzurunda bulunmanın hâsıl ettiği mehâfet ve mehâbetle hep saygılı hareket etmeleri, mukteza-i beşeriyet ve bahsi hacâlet-âver meselelerde –bunlar meşru çerçevede cereyan eden hususlar olsa bile– hicapla tir tir titremeleri, her şeyde değişik bir tecellî dalga boyuyla Hakk’ı duymaları, Hakk’ı duyduklarında da âdeta kendilerini unutmaları, bütün mazhariyetlerini O’na bağlayıp, kendilerini tamamen hiç görüp, hiç bilmeleri ve çok defa başkaları tarafından da bilinmemeleridir –bu son durumları itibarıyla böylelerine “ricâlü’l-gayb” veya “cündullah” da denir ki, Fatih cennetmekân hazretleri temel mefkûresini seslendirdiği bir manzumesinde herhâlde:
diyerek, kuvve-i kudsiye sahibi bu zatlara işaret etmektedir–.
Ayrıca insanların gönüllerine esrar-ı ilâhîyi duyurma hizmetleri açısından bunlara “ricâlü’l-feth”, herkes tarafından her zaman bilinip tanınmamaları itibarıyla “ricâlü’l-gayb”, çok defa cezb u incizab yaşamaları zaviyesinden “ricâlü’l-kuvve”, her zaman afv u safh yolunda yürüyüp, kendilerine kötülük yapanlarla bile iyi münasebetler peşinde olmaları bakımından da “ricâlü’l-mennân” denir.
Gavs:
Yardım etme, imdada yetişme, medet-resân olma, ruhanî himayede bulunma mânâlarına gelen gavs, tasavvuf erbabınca, mânevî mertebelerin en yükseğini ihraz eden zatlar için kullanılan bir tabirdir.