İçeriğe geç

Kutup, bir gözü bütün mükevvenâtta, diğeri eşyanın perde arkasında sürekli mârifet avlar ve gönlüne akan hikmet ibrişimleriyle varlığın ruh ve mânâ desenlerini işleyerek, çevresine lâhûtî dantelâlar sunar. O her zaman bir güneş gibi etrafına ışık saçar ve dört bir yanı aydınlatır.. sürekli ummanlar gibi köpürür ve gönüllere hayat ifâza eder.

Kutup, kendi ruhundaki potansiyel zenginlik ve derinlikleri tam inkişaf ettirip ortaya koyan bir insan olması itibarıyla, beşerî çerçevenin çok çok üstünde bir performans kahramanıdır. O, hiss-i melekiyesi itibarıyla, kalbi İsrafil’e, nutku Cebrail’e, kuvve-i cazibesi Mikâil’e, kuvve-i dâfiası da Azrail’e ayna bir kâmildir. Bu açıdan da o, bütün âlemlerin “min vechin” kalbi olma mesabesinde bir merkez insan/kendi çağı itibarıyla Allah’ın halifesi, hakikat-i Muhammediye’nin (aleyhi efdalüssalevât) has talebesi ve temsilcisi, “taayyün-ü evvel”inin zaman üstü bir şuâı ve ilâhî esrarın bütün gönüllere intikalinde de nuranî, şeffaf bir vasıtasıdır. Teşriî emirlerde olmasa da, tarifî emirlerde verâset-i nübüvvet cihetiyle o bir vâzı’dır. Şia’nın bu pâyeyi, münhasıran Hz. Ali’ye bağlamaları ve Mehdi ile noktalamaları onlara ait özel bir içtihat ve genişi daraltma mânâsına bir tahdittir. Allah dilediği her müstaidi bu şerefle şereflendirebilir ve onunla kendini anlatabilir.

46