İçeriğe geç

Bu mansıpla şereflendirilmiş bir mânâ kahramanının öyle mazhariyetleri vardır ki, değil bizim gibi sıradan insanlar, hak erlerinin en ileri seviyedeki müntehîleri bile onların çoğunu idrakten âcizdirler. Bir kere, bu mânâdaki bir kutbiyet, esmâ-i ilâhiyenin en câmi aynası, varlığın özü ve usâresi, hakikat-i Muhammediye’nin de mazhar-ı tâmmıdır. Bu imtiyazladır ki o, –biiznillâh– hakikat-i Ahmediye’nin (aleyhisselâm) vesâyetinde ve mişkât-ı Muhammediye’nin ziyası altında, zılliyet planında tam bir sahib-i salâhiyettir.

Ehlullah, dünden bugüne, bu pâyeyi ihraz etmiş kimseler olarak, Abdulkadir Geylânî, Ebû’l-Hasenü’l-Harakânî, Şeyhü’l-Harrânî ve İmam Rabbânî gibi zatları zikredegelmişlerdir. Kutbiyetle beraber gavsiyeti de haiz bu kimseler, yer yer “kutb-u âzam”, zaman zaman da “gavs-ı âzam” şeklinde yâd edildikleri gibi “kutbiyet-i kübrâ”yı temsil etmeleri açısından da kutuplar kutbu mânâsına “kutbu’l-aktâb” unvanıyla anılmaktadırlar.

Bu zatlar, ekmeliyetin temsilcileri olmaları açısından, dava-i nübüvvetin hâlis vârisleri ve hilâfet-i Muhammediye’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) de has mümessilleri sayılırlar. Böyle bir pâyeyi ihrazda tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalb ve mücahedenin tesiri ne ölçüde önemli olursa olsun, yine de her şey ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَۤاءُۘ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ“Bu, Allah’ın bir fazlı ve ihsanıdır, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf ve ihsan sahibidir.”7 medlûlüne bağlı bir hazine-i hâssadan gelmektedir.

Bu yüce pâye, bazen tek bir fertle, bazen samimî bir kardeşlik, ivazsız bir ittihat, tam bir ittifakla rıza-i ilâhî etrafında kenetlenmiş bir şahs-ı mânevî tarafından da temsil edilegelmiştir. “Hâlisen livechillâh” iman ve Kur’ân’a hizmet eden değişik cemaat ve heyetlerin böyle bir mazhariyeti haiz olacaklarını kabul etmede bir mahzur olmasa gerek.

Kutup:

44