Bu itibarla insanın, kendisini dünyaya meylettirecek ve Allah’tan uzaklaştıracak bu duyguların farkında olması ve elindeki bütün nimetleri ahirete zad u zahire gönderme adına kullanması gerekir. O, bu konuda iradesinin hakkını vermeli ve kendisi için tezyin edilen dünya nimetlerinin içine dalmak suretiyle bir dünyaperest, nefisperest, bedenperest, rahatperest ve yuvaperest olmama adına ciddi bir azim göstermelidir. Bu tür perestliklerin her biri insanı batırabileceğinden, onun ebedî hüsranına sebebiyet verebileceğinden bir yönüyle putperestlik gibi tehlikelidir.
Öte yandan nefislerin arzu ettiği bu tür dünyalık nimetleri, insanı bağlayan kopmaz bir zincir gibi görmek de doğru değildir. Çünkü Allah (celle celâluhu) insanı böyle bir zincirle bağlayıp sonra da “Haydi çık bunun içinden!” demez. Zira böyle bir teklif, teklif-i mâ lâ yutak (güç yetirilemez bir şeyle yükümlü tutma) olur. Bu açıdan eğer Allah bizleri ahirete yönlendiriyor ve bu nimetlerle ebediyet yurdunu peylememizi istiyorsa bu, insanın elde edebileceği bir hedeftir. Yeter ki insan kendisini gevşekliğe salmasın ve ipin ucunu bırakmasın. Bilakis Allah’ın ipine, urve-i vuskaya (sapasağlam ipe) sımsıkı tutunsun ve Kur’ân yolundan ayrılmasın. O, bu konuda azimli olduğu takdirde hem dünyasını hem de ahiretini imar edecektir.
Yenilenme İhtiyacı
Yeniden başa dönecek olursak, gerek tevehhüm-ü ebediyet ve tûl-i emel duygusunun ağır basmasından, gerek zamanla ülfet ve ünsiyetin hâsıl olmasından, gerek öndekilerin kötü temsilinden, gerekse dünyanın cazibedar güzelliklerinin bize göz kırpmaya başlamasından, her neden kaynaklanırsa kaynaklansın, eğer baştaki safvet ve samimiyetimizi koruyamıyor ve içimizde bir çözülme yaşıyorsak mutlaka kendimizi bir kez daha gözden geçirmeli ve yenilenmeye gitmeliyiz.