İmam Gazzâlî’nin İhyâ’sında işaret ettiği gibi, Kur’ân-ı Kerim’in sarih ve zâhirî mânâlarını havas gibi avam da anlayabilir; batınî ve gizli mânâlar ise müdakkik ve mütefekkir ilim erbabına mahsustur. Kur’ân’ın “İlimde kök salıp, derinleşenler.”2 diye tavsif ettiği gavvâslar, o ummana dalıp inci mercan çıkarırlar. Ama herkes o ummana dalmaya güç yetiremez, herkes ondaki cevheri görüp takdir edemez. Antika bir eşyaya demirciler çarşısında ancak ağırlığı kadar kıymet verirler; fakat antikacının yanında paha biçilmez bir değeri vardır onun. Demek ki, Kur’ân’da çok şey, ancak çalışma, tefekkür ve ilhamla erbabının anlayabileceği nişanlar, işaretler, alâmetler ve ipuçları hâlinde bulunmaktadır.
Kur’ân, bu özellikleriyle bir üslûp ortaya koymuş ve onun her devirdeki has talebeleri üstatlarından öğrendikleri bu üslûbu kullanmışlardır. Muhataplarının anlayış ufuklarına göre konuşmuş; kendilerini dinleyen herkese onların idrak seviyelerine göre bir şeyler vermiştir.
Dipnotlar
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/7.