İçeriğe geç

Aslında gönlümüzün arzusu daha başka, muradımız daha büyüktü… Keşke onun hayatını size olanca saflığı, duruluğu ve ötelerden gelen kokusuyla aksettirebilseydik. Keşke, hayatının her karesine sinen İslâm edebini ve Müslüman tavrını bir sinema ekranıyla an be an gösterebilseydik. İşte herkesin görüp kendine ders çıkarmasını arzuladığımız sahnelerden bazıları:

Ziyaretçi kabul etmiyor. Randevu taleplerini uygun bir üslûpla geri çeviriyor. Çevrede üç dört tane Türk aile var. Onların çocukları bir çikolata kaynağı biliyorlar. Ne zaman canları çekse, Hocamızın bulunduğu salona giriyor, kapının hemen önünde boyunlarını büküyorlar. O, rahatsızlığına rağmen hemen kalkıyor, elleri çikolatalarla dolu olarak geliyor, çocukları sevindiriyor. Belki onlarca defa, çocuklar sevinçle giderken kendisinin yanaklarından domur domur yaşlar dökülüyor. Ve şöyle yakarışa geçiyor: “Ya Rabbi, bu el açan masum çocuklar, Senin rahmetinle beslenen şu fakirin gönlünde merhamet çağlayanı hâsıl ediyor. Sen erhamu’r-râhimînsin… Ben de el açıyor, Senin dergâhına yöneliyorum. Sen de benim elimi boş çevirme, ya Rabbi!… Bana rızanı ver ve beni de şu çocukların sevindiği gibi sevindir.”

İşte, iki büklüm koltuğundan kalkıyor. Odasına girecek… Kapı koluna tutunuyor, başını duvara koyuyor, bir kere daha o neşeli çocuklara bakıyor… “Ey Halık-ı Kerim’im ve ey Rabb-i Rahîm’im! Senin şu mahlûkun ve masnûun ve abdin, hem asi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelil, hem müsi’, hem musin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu hâlde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatîatını itiraf ediyor…”3 cümlelerini söylüyor… Söylerken de bir çocuk masumiyetiyle ağlıyor ve gözyaşlarını gizleyebileceği yere, odasına giriyor.

7