İçeriğe geç

Cevap: Öncelikle ifade etmem gerekir ki, soruda dile getirilen ruh hâletini ancak, kendisiyle yüzleşmesini bilen, bu mevzuda iradenin hakkını verebilen hesap insanları duyar, hisseder ve yaşar. Evet, bu hâl, akıbet endişesi taşıyan, defterini sık sık gözden geçiren, hatta zihin ve hayalinden geçen yakışıksız şeyler için bile kendini hesaba çeken ve o uygunsuz tahayyül ve tasavvurlar için dahi “Bin defa, yüz bin defa estağfirullah…” diyerek af ve mağfiret talebinde bulunan hesap insanlarının işidir. Zira onlar “Hayalimin kapılarını açık bırakmam neticesinde bu tür uygunsuz ve münasebetsiz şeyler içeri sızdı.” düşüncesiyle bu mevzuda tam olarak iradelerinin hakkını veremediklerini düşünür, kendilerini sorgular ve içten içe ızdırap duyarlar. Oysaki insan, objektif mükellefiyet açısından, bu tür tahayyül ve tasavvurlardan mesul ve sorumlu değildir. Fakat Allah’a sadık ve samimi bir kul olmak isteyen fertler, diğer aza ve latîfelerinin yanında, hayallerini de temiz tutmak, kirlenmesine meydan vermemek ve Allah’a kulluk yolunda o latîfeye de hizmet ettirmek, onu da kullanmak için hassasiyet gösterir, titiz davranırlar. Çünkü onlar, imanın ne demek olduğunun ve onun vaad ettiği kıymet ve güzelliklerin ne mânâ ifade ettiğinin farkındadırlar. Aynı şekilde –hafizanallah– bir kayma yaşadıklarında, imandan mahrum kaldıklarında, akıbet itibarıyla gidip varacakları yerin Cehennem olacağını ve oranın tarifi imkânsız ne dehşetengiz bir azap, bir hüsran yurdu olduğunu çok iyi bilirler. Bundan dolayı, onların dudaklarında bazen bir tebessüm beliriverse de, çoğu zaman, kendileriyle yüzleştiklerinde o tebessümün yerini bin bir endişe hâli, o endişeden kaynaklanan bir işmizaz, bir yüz ekşiliği alır.

Akıbetinden Korkmayanın Akıbetinden Korkulur

269