Şimdi isterseniz söylediğimiz bu mücerret hususları müşahhas bazı misallerle izah etmeye çalışalım. Yukarıda da ifade edildiği gibi Hulefa-i Raşidîn efendilerimizden olan Hazreti Osman (radıyallâhu anh) çok geniş imkânlara sahip bir insandı. Tabiî aynı zamanda baş döndüren bir semahat ve cömertliğin de kahramanıydı. Öyle ki, i’lâ-i kelimetullah yolunda maddî desteğe ihtiyaç duyulduğu bir zaman diliminde Hazreti Osman üç yüz, beş yüz deveyi, hem de yüküyle beraber birden tasadduk ediyordu. O günkü toplumun imkânları ve zenginlik limiti açısından meseleye bakacak olursanız bunun günümüzde üç yüz-beş yüz Mercedes bağışlama gibi bir değere mukabil geldiğini görürsünüz. Zannediyorum günümüzde semahat sahibi birisi Hazreti Osman’ın (radıyallâhu anh) Allah yolunda infak ettiği miktarın yüzde birini bağışlayacak olsa onu takdir u tebcillerle yâd eder, bu cömertliği herkese duyururuz. İhtimal o zat da, reca duygusuyla “ümit ederim beni de sahabe-i kiramla beraber Cennet’e korlar” diye düşünmeye başlar. Bu mülahaza karşısında o zata “hakkın yok” da diyemezsiniz, çünkü Allah’ın rahmeti çok geniştir. Umulur ki, Hazreti Osman’ın yolunda giden, onun cömertlik ve civanmertliğini örnek alan böyle bir insanı Cenâb-ı Hak onunla beraber haşredip onunla beraber Cennet’iyle serfiraz kılar. İşte Allah Resûlü’nün üçüncü halifesi Hazreti Osman, Allah yolunda bu ölçüde infakta bulunmuş ve bundan dolayı Efendiler Efendisi’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ), “Bundan sonra yaptıkları artıkOsman’a zarar vermez.”4 şeklindeki o çok büyük müjdesine nâil olmuştu. Evet, imkânları ve bu imkânlarını Hak yolunda kullanmış olması onu a’lâ-yı illiyyîne yükseltivermişti. Demek ki servet, Allah yolunda kullanılınca insanı alıp Cennet’e ulaştıran nurdan bir helezona dönüşmektedir.
Kazanma Kuşağında Kaybedenler de Var
Dipnotlar
- 4 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 18/231; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/59.