İçeriğe geç

Hazreti Musa (aleyhisselâm) döneminde vukû bulduğu söylenen şu kıssa da, konuyla alâkalı ibret verici bir misal olarak zikredilebilir. Anlatılanlara göre Hazreti Musa zamanında, kum ile üzerini örtmeye çalışacak kadar fakr u zarurete düşmüş bir adam vardı. Bir defasında Hazreti Musa’ya, “Ya Musa, Cenâb-ı Hakk’a benim hâlimi bir arz ediversen!” dedi. Hazreti Musa da onun bu ricasını kırmadı. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, “O kulum için bu hâl, kendisi için daha hayırlıdır.” buyurdu. Fakat adamcağız bu isteğinde ısrarcı oldu ve ısrarlarının neticesinde kendisine Allah tarafından imkân verildi. Önce bir koyun aldı, sonra o koyundan sürüler meydana geldi ve o şahıs bir servet sahibi oldu. Ne var ki, zenginlik o zavallıyı gaflete sürükledi ve neticede yoldan çıkarttı. Öyle ki adam içkiye bile başlamıştı. Bir müddet sonra Hazreti Musa (aleyhisselâm) yoldan geçerken bir kalabalığa rastladı. “Burada ne oluyor?” diye sorunca, şöyle cevap verdiler: “Bir adama kısas uygulanıyor. Adam fakirdi, sonra malı mülkü oldu. O mal mülk onu azdırdı. İçkiye başladı, sonra birini öldürdü. Şu an cezasını çekiyor.”

Şimdi bu iki misalden hareketle meselenin, mücerret olarak değil de, getirdikleri ve götürdükleriyle, alçaltması ya da yükseltmesine göre yani âkıbet açısından değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkar. Evet, bazen olur ki, insan servet ü sâman ile Hazreti Osman ve Abdurrahman İbn Avf6 gibi a’lâ-yı illiyyîne çıkar, bazen de olur ki –hafizanallah– Kârun ve yukarıda anlatılan meçhul şahıs gibi esfel-i sâfilîne yuvarlanır.

Bana Seni Gerek Seni

107