Havanın karardığı, her tarafı kapkaranlık bulutların sardığı dönemlerde hassas ve duyarlı ruhlar, hassasiyet ve duyarlılıkları ölçüsünde, ızdırapla inim inim inler, mesul bulunduğu insanlar için ciddi mânâda endişe duyabilirler. Nitekim Şefkat Peygamberi Efendimiz de Bedir savaşı öncesinde ümmeti için endişelenmiş ve dua dua Allah’a yalvarmıştır. Allah (celle celâluhu) cihada izin veren أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللّهَ عَلٰى نَصْرِهِمْلَقَدِيرٌ“Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılankimselerin de, karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardımetmeye elbette kadîrdir.”2 âyet-i kerimesini inzal buyurmuş ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’i Bedir’e sevk etmişti. Dikkat edildiğinde görüleceği üzere, âyetin sonunda Cenâb-ı Hakk’ın Efendimiz’e yardım etmeye kadîr olduğu vurgulandığı hâlde Allah Resûlü (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) ellerini açıyor ve dua dua üstüne öyle yalvarıyordu ki, ridası sırtından düşüyordu. Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), İnsanlığın İftihar Tablosu’nun ridasını tekrar omzuna koyuyor ama o yalvarış ve yakarışların neticesinde mübarek rida yine aşağı doğru süzülüyordu. Fahr-i Kâinat Efendimiz, o esnada ellerini açmış şöyle yalvarıyordu: اَللّهُمَّ أَنْجِزْ لِي مَا وَعَدْتَنِي، اَللّهُمَّ أٰتِنِي مَاوَعَدْتَنِي، اَللّهُمَّ إِنْ تُهْلِكْ هٰذِهِ الْعِصَابَةَ مِنْ أَهْلِ الْإِسْلَامِ لَا تُعْبَدُ فِي الْأَرْضِ“Allahım! Bana vaat ettiğin (zaferi) yerine getir! Allahım! Bana vaat ettiğin zaferi lütfeyle! Allahım,eğer şu bir avuç ehl-i İslâm’ın yok olmasınafırsat verirsen artık yeryüzünde Sana ibadet eden kalmayacak!” Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir Efendimiz, يَا نَبِيَّاللّهِ كَفَاكَ مُنَاشَدَتُكَ رَبَّكَ إِنَّهُ سَيُنْجِزُ لَكَ مَا وَعَدَكَ“Bu kadar yalvarış ve yakarış yeter ey Allah’ınResûlü! Allah (celle celâluhu) sana olan vaadini mutlaka yerine getirecektir!”3 demişti. Rehber-i Ekmel Muktedâ-i Küll Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu tavrı, elbette ki, iman ve Kur’ân yolunda hizmet eden mü’minlerin örnek almaları gereken en mükemmel bir misaldir. Yani yapılması gerekli olan her şeyi yaptıktan, gerekli bütün tedbirleri aldıktan, başvurulması gereken bütün çözüm yollarına müracaatta bulunduktan sonra bir mefkûre insanı, ufukta hiçbir ışık kaynağı, hiçbir kapı aralığı görmediği esnada dahi ümitsizliğe asla kapılmamalı ve رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ“Ey Yüce Rabbimiz, yalnız Sanagüvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız!”4 gibi dualarla Allah’ın (celle celâluhu) havl ve kuvvetine sığınmalıdır.
Dipnotlar
- 2 Hac sûresi, 22/39.
- 3 Müslim, cihad 58; Tirmizî, tefsîru sûre (8) 3.
- 4 Mümtahine sûresi, 60/4.