İçeriğe geç

Huneyn vakasından sonra yaşananlar da bu duruma bir misal olarak verilebilir. Bildiğiniz üzere Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) henüz Müslüman olmuş ancak müellefe-i kulûb olarak gördüğü bazı Mekkelilere ganimetten pay vermesi ensar-ı kiramdan bazı gençleri rahatsız etmişti. Onlardan bazıları şöyle demişti: “Daha onların kanı kılıçlarımızdan damlıyor, hâlbuki en fazla payı daonlar alıyor.” Durumdan haberdar olan Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm), Ensarın tamamını toplayarak, bu sözü söyleyenlerin yüzlerine vurmadan umuma bir konuşma yapmıştı. Evvela Cenâb-ı Hakk’ın kendisini onlara bir nimet olarak gönderdiğini hatırlatarak şöyle buyurmuştu: “Ben geldiğimde, siz dalâletiçinde değil miydiniz? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Bengeldiğimde, siz fakr u zaruret içinde kıvranmıyor muydunuz? Allah, benimvesilemle sizi zenginleştirmedi mi? Ben geldiğimde siz, birbirinizle düşman değilmiydiniz? Allah, benimle sizin kalblerinizi telif etmedi mi?” Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara her seslenişinde, Ensar da, “Evet, minnet ve şükran Allah ve Resûlü’nedir.” diyordu. O Rehber-i Küll Muktedâ-i Ekmel Efendimiz de (aleyhi ekmelüttehâyâ) her zamanki gibi yine taşı gediğine koymuş ve konuşmasını şöyle tamamlamıştı: “Ey Ensar topluluğu! Herkes evine deveyle, koyunla dönerken, siz evlerinize Resûlullah’la dönmeye razı değil misiniz?” Bunun üzerine Ensar-ı kiram efendilerimiz gözyaşları içinde: “Razı olduk!” deyip teslimiyet ve memnuniyetlerini ifade etmişlerdir.8 Bu hâdiselerde görüldüğü üzere, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kimsenin kusurunu yüzüne vurmadan, yumuşak tavrıyla bir hekim gibi hareket etmiş ve yağdan kıl çeker gibi bu problemleri çözmüştür.

154