İçeriğe geç

Meselâ Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) birisini zekât âmili olarak bir bölgeye göndermişti. O şahıs da gittiği yerde halkın vermesi gereken vergileri toplayıp getirmişti. Ancak âmiller o dönemde âdeta bir vali ve hâkim gibi çok salahiyetli kimseler olduğundan kimi yerlerde halk vergilerinin yanında bu vazifelilere bazı hediyeler de veriyorlardı. İşte bu zat halktan topladığı değişik vergileri maliyeye teslim ederken: “Bunlar size aittir, bu da bana hediye edildi.” diyerek, kendisine verilen hediyeleri ayırmıştı. Bunun üzerine minbere çıkan Allah Resûlü (aleyhi salavâtullahi ve selâmuh), Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra, o şahsı doğrudan muhatap alıp mahcup duruma düşürmeden, herkese hitap ediyor gibi genel bir üslûpla: “Bensizden birini Allah’ın bana tevdi ettiği bir işte istihdamederim. Sonra o kişi gelir, ‘Şu size aittir, bu dabana hediye edilendir.’ der. Eğer bu adam doğru söylüyorsa, anasınınveya babasının evinde otursaydı da, hediyesi ayağına gelseydi ya?”7 buyurur. Bu konuşmadan sonra bir taraftan o zat yaptığı hatayı anlayarak alacağı dersi almış, diğer taraftan umum cemaat da bu hâdiseden gerekli dersi çıkarmış olmaktadır.

153