İçeriğe geç

Evet, upuzun bir ömür ümit ve kuruntusuyla insan aldanır. Tul-i emelin kaynağı tevehhüm-ü ebediyettir. Tevehhüm-ü ebediyet ise, insanın, kendini ebedî ve lâyemût olduğunu zannedecek ölçüde dünyaya, dünya zevk ve lezzetlerine dalıp gitmesi demektir. Yani kişi zanneder ki, saçları hep simsiyah, bedeni zinde ve görkemli, kendisi de sapasağlam kalacak; kalacak da Allah’ın nimetleri hep böyle yağmur gibi sağanak sağanak başından aşağı yağıp duracak. Hâlbuki gerçek öyle değildir. Ne var ki zavallı insan bir aldanışa kurban gitmiştir.

Yakîn Ufku ve Yaşlılık

İşte mü’min yukarıdaki beyitlerde ifade edilen hakikatlere, bile bile gözlerini kapamaz; kapamaz ve bundan dolayı ecel yaklaştıkça onun yakîni daha bir artar, daha bir güçlenir. En azından hisleri, ihsasları ve ihtisaslarıyla daha ciddi bir yakîn ufkuna ulaşma gayretinde bulunur. Bu istikamette acz ve zaafını, fakr ve ihtiyacını seslendirerek Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametini celbeder; tefekkür ve şefkat ile Allah’a yaklaşma yolları arar. Evet, yürüdüğü yolda yavaş yavaş ötelere doğru kayıp gittiğini ve bir yönüyle vuslatın koridoruna gelip dayandığını fark eden mü’min, kapı ha açıldı ha açılacak, ha yüz yüze geldim ha geleceğim mülâhazası içinde bulunur; bulunur ve bu şuurla daha temkinli, daha tedbirli, daha dikkatli bir hayat yaşamaya çalışır. Bu yönüyle başkaları için bir nikmet ve musibet olan yaşlılık, mü’min için derinlemesine ve nâmütenâhî bir nimet olur.

43