İçeriğe geç

Bu noktada Üstad Hazretleri’nin ortaya koyduğu o müstesna ve sağlam duruşu hatırlamamak mümkün mü? Bildiğiniz üzere o, aşk u heyecanla dopdolu bir insandır. Denilebilir ki, yaşadığı çağda o ölçüde heyecanlı bir insan yoktur. Fakat aynı zamanda denilebilir ki, onun kadar itidal içinde hareket eden insan da yoktur. Evet, bir ömür boyu milletin maddî-mânevî terakkisi adına çalışıp durduğu ve bu yönüyle baş tacı edilmesi gerektiği hâlde, yaşı yetmiş beş-seksenleri bulduğu dönemde bile hapishanelerde, hem de kimi zaman helâ gibi yerlerde tecride tâbi tutulmuş ve ona hiç mi hiç gün yüzü gösterilmemiştir. Fakat bütün bunlara rağmen o, asla hissî ve fevrî hareket içine girmemiştir. Öyle ki o müstesna kâmet, kendisini frenlemenin yanı başında, çevresinde hissî hareket edebilecek insanları da frenlemesini bilmiş, o mevzuda da hiç kusur etmemiştir. Yoksa etrafında pervane gibi dönen yürekli, cesur, heyecanla dopdolu pek çok insan vardı. Fakat Hazreti Pîr, mücerret hissiyatla, tepki hareketleriyle bir yere varılamayacağını bildiğinden o heyecan potansiyelini Kur’ân aklı ve Kur’ân mantığıyla değişik kanallara imale ederek öyle bir değerlendirmiştir ki, bugün ilim, irfan ve iman adına çevrenizin neşv ü nema bulmasında o büyük tesiri görmezlikten gelmek mümkün değildir.

Netice itibarıyla diyebiliriz ki, his ve heyecan, dini gönüllere duyurma ve yapılan saldırılar karşısında da onu müdafaa adına gerekli ve çok önemli bir dinamiktir. Fakat bu dinamik, mutlaka, ilim, akl-ı selim, mantık, muhakeme, meşveret, ortak akıl ve ortak düşünceyle tadil edilmeli; tadil edilip faydalı ve verimli hâle getirilmelidir.

106