O hâlde inanan gönüller olarak bizim, bu tür körlükler yaşamamamız adına her zaman dikkat, temkin ve teyakkuz içinde olmamız gerekir. Eğer gözlerimiz birileri sayesinde bazı hakikatlere açılmışsa, bizim de hak ve hakikate karşı gözlerimizi hep açık tutmamız; açık tutup hakikat kimin eliyle ortaya konmuş olursa olsun, ona karşı hep kadirşinas davranmamız iktiza eder. Meselâ birisi beş adama, başka birisi beş yüz adama, bir başkası da beş bin adama nafiz olmuşsa, bunların hepsini başımıza taç yapmalı ve alkışlamalıyız.
Son bir husus olarak şunu ifade edeyim ki, eğer bazıları, Cenâb-ı Hakk’ın size ihsan buyurduğu başarı ve muvaffakiyetleri içine sindiremeyip kıskançlık, çekememezlik, haset ve hatta kimi zaman tahriple bu hazımsızlıklarını ortaya koyuyorlarsa, siz yine de, dişinizi sıkıp sabretmeli ve benzer mukabelede bulunma gibi bir yanlışlığın içine düşmemelisiniz.
Vâkıa böyle bir durum karşısında zayıf karakterli bazı insanlar için: وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَاعُوقِبْتُمْ بِهِ“Ceza verecek olursanız,size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın.”6 âyet-i kerimesi bir esas olabilir. Ama âyetin devamı daha üst seviyede bir muameleyi telkin edip: وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ“Şayet sabredecek olursanız bu, sabredenler için işin enhayırlısıdır.”7 ufkunu göstermektedir. Buna göre, misliyle mukabele yolunu tutmak yerine “gelse celâlinden cefa, yahut cemalinden vefa, ikisi de cana sefa” diyerek, dişimizi sıkıp katlanmamız bizim için daha hayırlıdır. Tabiî söylenen bu hususların, karşılaşılan her bir hâdise ve imtihanda hayata tatbik edilebilmesi için de onların temrinat ve egzersizlerle mutlaka ruha mâl edilmesi, tabiatın bir derinliği hâline getirilmesi gerekir.
Dipnotlar
- 6 Nahl sûresi, 16/126.
- 7 Nahl sûresi, 16/126.