İçeriğe geç

Daha sonraları sırasıyla olmasa da müceddit olarak İbn Süreyc, İbn Dakiku’l-Îd, İmam Gazzâlî, Fahreddin Razî, İmam Nablusî, İmam Rabbanî sıralanıyor. Bunlar, umumiyet itibarıyla mücedditlikleri İslâm âlimleri tarafından kabullenilen insanlar. Yoksa mücedditler elbette bunlarla sınırlı değil. Evet bu isimlerin hepsi çeşitli zamanlarda dar ya da geniş alanlı tecdit hareketlerinin öncülüğünü, temsilciliğini yapıyorlar. Bu faaliyetlerle insanlar dini yeniden, bir kere daha taptaze semadan inmiş gibi bütün taravetiyle duyuyor ve hayata taşıyorlar.

Değişik zamanlarda ifade ettiğim gibi, aslında herkesin hem de her sabah gözlerini açarken yeni bir günün idrakiyle, dinini yeniden bir kere daha duyması lazım. Bugünkü ruhta, kalbde, histe duyulan din, dünkü olmamalı. Yarın da bugünkü olmamalı. Öbür gün de yarınki olmamalı. Her gün, ama her gün farklı olmalı. Böylece Zât-ı Ulûhiyet’i farklı delillerle vicdanınızda duymalısınız. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “İki günü müsavi olan aldanmıştır.”11 beyanı bu açıdan çok önemlidir. Buna göre iki günü eşit olan inanç mevzuunda da, İslâm mevzuunda da, ihsan mevzuunda da aldanmıştır.

Bir misalle açalım: İnsan, hayatı boyunca bir minareye tırmanıyor gibidir ve öyle olmalıdır. Minarenin şerefesine ulaştığı an ise onun ölüm anıdır. Onun için insan şerefeye ulaşıncaya kadar sürekli hep bir basamak merdiven atlamaya bakmalıdır. Hep daha yukarı, daha yukarı, daha yukarı demelidir. Bir başka tabirle o bir “Hel min mezîd?” kahramanı, devamlı araştıran, ilerleyen, tahkikatta bulunan, ilimde, fikirde, mârifette derinleşen, ama bir türlü doyma bilmeyen bir yolcu gibi olmalıdır. Tıpkı Âyetü’l-Kübra’daki seyyah gibi. Çünkü bizim bu tür yenilenmeye ihtiyacımız var. Herkesin, ilim erbabının da, erbab-ı tarikatın da ihtiyacı var.

203