İçeriğe geç

Bazen kendisine başarı isnat edilen şahıs, öyle bir takdir karşısında dayanamayacak kadar zayıf bir adam olabilir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) böyle bir münasebetle “Kardeşinin boynunu kırdın!”2 diyor. “O yaptı, o etti, o mükemmel, o şöyle, eşi menendi yok…” şeklinde şeyler söylenince “Onun boynunu kırdın.” buyuruyor. Üstad Hazretleri de, hem onları övmek suretiyle boyunlarını kırmamak, hem de başkalarında rekabet, kıskançlık ve haset hislerini tahrik etmemek için talebelerinde sadakat, samimiyet ve vefa arıyor. Onları keşif, keramet ya da harikulâdeliklere değil; bu vasıfları elde etmeye ve mübalâğalardan kaçarak her şeye rağmen vefalı olmaya çağırıyor.3

Öyleyse, her şeyi silmeli, “O” demeli. “Ene”den vazgeçip “Hüve”ye bağlanmalı. Bütün meseleleri “Hû”ya irca etmeli.

Gerçi, Üstad Hazretleri, “ene”yi yırt, “nahnü”yü göster4 diyor. Bu mülâhazanın mânâsı şudur: İlle de bazı işler, başarılar, muvaffakiyetler için bir sebep gösterilecekse heyet gösterilmeli; tek tek fertler değil de onların vifak ve ittifakıyla hâsıl olan şahs-ı mânevî nazara verilmeli. Cenâb-ı Hakk’ın tevfîkinin tahakkuku için vifak ve ittifak bir şart-ı adîdir, mülâhazasına bağlanmalı. Fakat esas tevhîde ulaşma, ene’yi yırtıp nahnü’den geçip Hüve’yi göstermekle olur. Temelde ene (ben), ente (sen), entüm (siz) ve nahnü (biz) kısacası bunların hepsi Hüve’ye bağlanmalıdır. Acz, fakr yolunun esası da budur.

İman ve Küfür

“Birbirine en uzak şeyler nelerdir?” denilirse “Küfür ve iman” diyebilirsiniz; neticeleri itibarıyla böyledir. Fakat hayat içinde yaşadığınız şeyler itibarıyla; hisleriniz, hevesleriniz veya vicdanınız, şuurunuz ve latîfe-i rabbâniyeniz açısından bakınca birbirine en yakın şeyler de küfür ve imandır. Aralarında incecik bir perde vardır.

4