Allah’la münasebetlerinde o kadar derin olan anamız, insanları düşünme ve cömertlikte de o denli engindi. Dini anlama arzu ve iştiyakı zaviyesinden eşsiz olduğu gibi, Allah’a, Resûlü Ekrem’e, salih kimselere ve Cennet’e yakın olma, Cehennem’den de fersah fersah uzak bulunma vesilelerini kavramadaki basireti açısından da benzersizdi. Bunları yaptığı dönemde o henüz yirmili yıllarını yaşıyordu. O genç yaşına rağmen bilinmesi gereken mevzuları çok iyi kavramıştı. Kendisine bir husus sorulduğunda dinin objektifliği içerisinde cevaplar veriyor; hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemiyordu. Fakat, şahsî hayatı adına sadakat ve vefasına yakışır bir duruş ortaya koyuyor; hep sika ufkunda ve îsar burcunda seyahat ediyordu.
Vermeye Doymayanlar
O, bu konuda yalnız da değildi. Hazreti Osman Efendimiz çok kazanmıştı ama bir emanetçi olduğunun farkındaydı. Ne zaman “yardım” denilse önce o koşuyor; elinde ne varsa hepsini infak ediyor ve Peygamber Efendimiz’i sevindiriyordu.21 Hazreti Abdurrahman İbn Avf çok zengindi; fakat, servetin kendisinde emanet olarak durduğunun şuuruyla hareket ediyor ve rivayetlere göre üzeri erzak yüklü beş yüz deveyi bir defada tasadduk ediyordu.22 Ömer İbn Abdülaziz devletin başında bir emanetçi memur gibi duruyor, hazinenin dolup taştığı bir dönemde kendisi zeytin yağına ekmek bandırarak iftar ve sahur yapıyordu.23 Leys İbn Sa’d Hazretleri’nin yıllık geliri seksen bin dinarı geçiyordu ama kendisine hiçbir zaman zekât farz olmamıştı. Çünkü, eline ne geçerse geçsin, hepsini Allah yolunda harcıyor, istikbal endişesine kapılmadan malını infak ediyordu.24 Bir gün İmam Mâlik Hazretleri bir sini hurma hediye gönderince İmam Leys o siniyi altınla dolu olarak iade ediyordu.25
Dipnotlar
- 21 Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 18/231; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 39/63.
- 22 Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/115; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 1/129.
- 23 Bkz.: Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 5/315.
- 24 Bkz.: ez-Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ 8/149.
- 25 ez-Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ 8/154.