Düşünün ki, demokrasiye adım atalı ve Cumhuriyet kurulalı aradan bunca sene geçmiş. Fakat hâlâ birbirine el uzatacak kadar dahi insanî değerlere saygısı olmayan, demokrasi kültüründen mahrum, bir mânâda bedeviyet yaşayan ve çöl insanı gibi davranan kimselere şahit oluyorsunuz. Diyalog ve hoşgörü diyor, gönülden selâm veriyor ve çok samimi olarak el uzatıyorsunuz ama çoğu zaman elleriniz havada kalıyor. Ziyaret etmek için randevu istediğinizde size kapıyı açma ve bir bardak çay sunma medenîliğini bile gösteremeyen, sizinle aynı odada yarım saat oturmaya dahi tahammül edemeyen kaba ve soğuk insanlar görüyorsunuz. Siz ne yaparsanız yapın, bazıları diyaloga asla “evet” demiyor, kendileri gibi düşünmeyenleri kat’iyen hoş görmüyor, aksine başkalarını sürekli lânetliyorlar. İşte, şayet bugün bile siz hâlâ bu ölçüde bir yobazlığa muhatap oluyorsanız, bazı insanlarla uzlaşamıyor ve anlaşamıyorsanız, demek ki demokrasi yokuşu aşılamamış; demek ki demokrasi kültürüne henüz ulaşılamamış. Bağışlayın, parlamento kürsüsünden veya sıralarından biri diğerine “ördek” derken, öbürü de kalkıp ona “kaz” diye hitap edebiliyorsa, demek ki bu kavga bitmemiş, demokrasi hazmedilememiş…
Evet, bu çirkin manzaralar aklıma geldikçe Mehmet Âkif’in
mısralarını hatırlıyorum. Onun sözlerini mevzumuza göre değiştirerek, “Demokrasi kültüründen mahrumiyetle bu millet yaşar derlerse pek yanlış; bir millet göster o kültürden mahrum olduğu hâldesağ kalmış” diyesim geliyor. Evet, acı ama ifade etme mecburiyetindeyiz; biz demokrasi kültüründen mahrumuz ve bu mahrumiyetle devam ettiğimiz sürece karşımıza daha pek çok yokuş çıkar… Demokrasi daha pek çok hazımsızlıklara çarpar…