İçeriğe geç

Bediüzzaman Hazretleri’nin, mesleğinin bir esası saydığı acz meselesi bedbinlik ve çaresizlikten çok farklıdır. Bu zaviyeden acz, miskinlik ve tembellikle eli kolu bağlı oturmak değildir; insanın, kendi üzerine düşen sa’y ü gayreti ortaya koyarak kulluk vazifesini yapmasının yanında, Allah karşısında âcizliğini de idrak ve ilân etmesidir.12 “Ben âcizim, Sen Muktedirsin; ben fakirim, Sen Ganîsin; ben muhtacım, Sen ise bütün ihtiyaçları gidermeye gücü yetensin.” deyip Cenâb-ı Allah’ın kudretine dayanmasıdır. İnsanın, Cenâb-ı Hak karşısında kendini bir hiç bilmesi, her zaman kulluğunun farkında olarak hareket etmesi, umduğu Cennet meyvelerine mukabil ibadet ü taatini çok yetersiz görmesi ve sadece ilâhî rahmete itimat etmesidir. Acz u fakrının farkında olan bir kul sürekli, “Ben kendime yetmem Allahım, inayet ve kereminle destekle beni. Ben kendi işlerimin üstesinden gelemem ve kendi imkânlarımla Cennet’e gidemem Rabbim, rahmet ve inayetinle teyit buyur, Cennet’ine al şu âciz bendeni. Bütün imkânlarımla Cennet’i peylemeye çalışsam ve bütün ömrümü ona hasretsem de, benim cehd u gayretim Cennet’i kazanmaya kâfî gelmez. Ona ancak, Senin merhametinle ulaşabilirim. Beni de ilâhî rahmetinle yarlığa Allahım!” der durur. Kendi güç ve kuvvetiyle en küçük bir zaferi bile elde edemeyeceğine ama Allah’ın inayetiyle her işin altından kalkabileceğine inanır. Böylece, aczini Allah’ın kudret ve inayetine bir çağrı yapar; kendi küçüklüğüne rağmen O’nun sonsuz kudretine dayanır ve o kuvvet sayesinde her meselenin üstesinden gelebileceğine iman eder.

507