Tekrar, ışığında yol aldığımız hadis-i şerife dönecek olursak; Allah Resûlü, en hayırlı gencin vasfını zikrettikten sonra, ihtiyarların en kötüsünün de, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ gafletten ayılmayan, ölümü uzak gören ve bazı gençler gibi heveslerinin ardında koşturan kimse/kimseler olduğunu ifade buyuruyor. Yaşlandığı ve ötelerin şafak emareleri saç ve sakalına düştüğü hâlde, bir türlü tûl-i emelden kurtulamayan, kendisini ahirete tevcih edemeyen, içinde imanı coşturamayan, hevaî delikanlılara has hayat tarzını arkada bırakamayan ve hâlâ hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve dünyevîliklere dilbeste olan ihtiyarların fena insanlar olduklarını beyan ediyor.
Oysa, insan hayatında her dönemin kendine has zorlukları, menfilikleri ve aleyhte sayılabilecek yanları olduğu gibi, ömrün sair duraklarında bulunamayacak güzellikleri, müspet yanları ve çok kârlı buudları da vardır. Her ne kadar, yaşlılık ehl-i dünya tarafından hoş karşılanmasa da, elden ayaktan düşmeme ve başkalarına bâr olmama kaydıyla –ki o türlü hâllerin dahi hangi ahiret meyvelerine dâyelik ettiğini sadece Allah bilir– onun da insana kazandıracağı pek çok kâr mevzubahistir. Nitekim, “Beyaz saçlar mü’minin nurudur.”10 diyen Efendiler Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir başka zaman, “Başında beliren her beyaz telden dolayı Müslümana sevap yazılır; o kır saç ile ya derecesi yükselir veya günahlarından birisi silinir.”11 buyurmuştur.
Dipnotlar
- 10 Tirmizî, edeb 56; Ebû Dâvûd, teraccül 17; İbn Mâce, edeb 25.
- 11 Ebû Dâvûd, teraccül 17; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/179.