Evet, “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın nebisi Hazreti Davud da elinin emeğini yerdi.”8 buyuran Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ), alnının teriyle ailesinin iâşesini temin etmeye çalışan herkesi takdir etmiş ve bu hususta her fırsatı değerlendirerek ashabını helâl kazanca yönlendirmiştir. Meselâ, bir gün Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) Sa’d İbn Muâz (radıyallâhu anh) ile karşılaşıp onunla musâfaha yapmış (tokalaşmış) ve Hazreti Sa’d’ın ellerinin nasırlı olduğunu görünce bunun sebebini sormuştur. Büyük sahabi, “Ailemin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaktan böyle oldu!” deyince, Habîb-i Ekrem Efendimiz, “İşte Allah’ın sevdiği eller!..”9 buyurarak aziz dostunun nasırlı ellerini işaret etmiştir.
Yüce Rehberimiz, bütün sözleriyle ve örnek hayatıyla göstermiştir ki; şu kısacık ömür öyle de geçecektir böyle de. İnanan bir insan, yaptığı işin zorluk ya da kolaylığından, itibarlı bir meslek olup olmadığından ziyade kazancının helâl mi yoksa haram mı olduğuna bakmalı ve ne yapıp edip helâl rızkını temine çalışmalıdır. Gerekirse o, gidip bir yerde taş kırmalı ya da eline bir kürek alıp işsizlerin beklediği yerde beklemeli, sonra da fırsatını bulup birinin bahçesinin toprağını atmalı, diğerinin yolunu yapmalı.. ama mutlaka Cenâb-ı Hakk’ın meşru saydığı bir yolla iâşesini sağlamaya bakmalıdır. Evet, helâl kazanma niyet ve gayretinde olduktan sonra icrâ edilen mesleğin türü ya da yapılan işin mahiyeti çok önemli değildir; bazı kimseler bir kısım işleri küçümseseler de, meşru her iş Hak katında makbuldür.
Kalbin Kâtili: Haram Lokma
Dipnotlar
- 8 Buhârî, buyû’ 15; İbn Mâce, ticârât 1; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/131.
- 9 Bkz.: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 7/342; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye fî ğarîbi’l-hadîs 4/202.