Evet, bu hassasiyet, başta sahabe efendilerimiz olmak üzere bütün selef-i salihînin hayat çizgisinin esasını teşkil ediyordu. Hazreti Ömer de (radıyallâhu anh) bir gün yanlışlıkla devlet hazinesine ait olan bir zekât devesinin sütünden içmiş; onun milletin malı olduğunu farkeder etmez de hemen parmağını gırtlağına kadar sokarak istifrağ etmiş; o haramın kanına karışmasına ve bedeninin bir parçası hâline gelmesine mani olmaya çalışmıştı.20
İffetli Nesillerin Gıdası: Helâl Lokma
İbrahim Ethem Hazretleri, “Ashab-ı kemal, ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erebilmişlerdir.”21 der ve bilmeden de olsa haram yiyip içmekten çok korkardı.
Hazreti Mevlâna da, “İlim de hikmet de helâl lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helâl lokmayla meydana gelir. Bir lokma, haset ve hileyi netice verirse, cehalete ve gaflete sebep olursa, bil ki, o lokma haramdır. Hiç buğday ekilip de arpa hasat edildiğini gördün mü?”22 demiş; hem salih bir insan olmanın hem de salih evlât yetiştirmenin helâl rızıkla çok alâkalı olduğuna vurguda bulunmuştur.
Bir başka Hak dostu ise “helâl lokma”nın iffetli nesiller üzerindeki tesirine şöyle dikkat çekmiştir: “Bu zamanda mârifet ehli ve hakikat eri olan kimselerin ortaya çıkmayışının sebebi, iç temizliğinin ve bâtın tasfiyesinin eksikliği, hatta yokluğudur. Bâtın tasfiyesi ise, her şeyden önce helâl lokma ile olur, helâl yiyecek azalınca mârifet ve hakikat kaybolur.”
Dipnotlar
- 20 Muvatta, zekât 31; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 7/14.
- 21 el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 2/91.
- 22 Mevlâna, Mesnevî 1/120.