İçeriğe geç

Ayrıca, –arz ettiğim gibi– Allah sizin her hayrınızı biliyor ve hasenât defterinize kaydediyor. Yaptırdığınız bir çeşmenin alnında sizin adınız hiç yazılı olmasa da oradan su içen insanların, hatta hayvanların ve haşerâtın sayısınca sizin hanenize sevap yazılıyor. Sizi kimse bilmese de, asıl bilmesi bir şey ifade eden Allâmü’l-Guyûb biliyor. Her biri kulluk açısından sizin gibi olan ve öteler adına hüsnüşehadetten başka size faydası dokunmayan insanların tamamı sizi bilse, bu ne ifade eder ki?!. Dünya ve ahiret yed-i kudretinde bulunan Cenâb-ı Hakk’ın bilmesi daha önemli, daha faydalı, daha genişçe ve kâfî değil midir?!. Allah Teâlâ’nın bilmesini yeterli bulmayan kimseler, yapıp ettiklerini bütün insanlara duyursalar bile, bu yine de meseleyi daraltma sayılmaz mı?!.

Bir de, hayr ü hasenât Latîf ü Habîr’in ilmine havale edilince mele-i âlânın sâkinleri de haberdar olur onlardan. Sevgi mülâhazasında olduğu gibi;5 Allah (celle celâluhu) Cebrâil, Mikâil, İsrâfil ve Azrâil (aleyhimüsselâm)’a der ki; “Falan şöyle bir iyilik yaptı; siz onun için hayır duada bulunun; mele-i âlânın sâkinlerine de söyleyin, onlar da aynı dilek ve duada bulunsunlar.” Düşünün bir kere; her an yedi yüz bin melek Sidretü’l-müntehâ’yı tavaf ediyor ve her birine ömründe sadece bir kere sıra geliyor. Kesretten kinâye olarak aynı anda tavaf edenlerin sayısı yediyüz bin şeklinde ifade edilen bu meleklerin adedi dünya nüfusuyla mukayese edilecek gibi değildir. Dolayısıyla, şuurlu, nuranî, “Allah’ın hiçbir emrine isyan etmeyen ve kendilerine ne denilirse hemen yerine getiren” mâsum, tertemiz melekler tarafından yapılan “Rabbimiz falanı mağfiret eyle…” duası öyle önemli bir münacaattır ki, ona mukabil yeryüzündeki bütün insanların takdirleri bir hiç hükmündedir.

179