İçeriğe geç

Sahabe mesleğinin çok önemli bir esası da keşif, keramet, ilâhî sır ve tecellî gibi harikulâdeliklere talip olmamaktır. Risaleler’de de değinildiği üzere; sahabîlerin vilâyeti “vilâyet-i kübra” olarak adlandırılan ve verâset-i nübüvvetten gelen bir vilâyettir.2 Onlar için, seyr ü sülûk esnasında tarikat berzahından geçme gibi bir mecburiyet söz konusu değildir. Ashab-ı kiram, çoğu velilerin uğramak zorunda oldukları seyr ü sülûk duraklarına uğramadan lütf-u ilâhî ile doğrudan doğruya hakikate ulaşmışlardır. Onların hepsi velidir ama hemen hiçbiri sonraki velilerin geçtiği merhalelerden geçmemiştir. Dolayısıyla, onların yolu gayet kısadır; orada keşif ve keramet türünden harikalar da çok az görülür.

Haddizatında, sahabe efendilerimiz harikulâde hâller bir yana, ibadetleri, salih amelleri ve dine hizmetleri mukabilinde dünyevî-uhrevî hiçbir beklentiye de girmemişlerdir. Kulluk hesabına ortaya koydukları hayırlı işleri Cehennem’den kurtulma ve Cennet’e girme mülâhazalarına kat’iyen bağlamamışlar; yapıp ettiklerini asla ebedî saadetin bir teminatı olarak görmemişlerdir. İbadet ve ubûdiyetlerini sadece Allah rızası için yerine getirmiş; ateşten kurtulmayı da ebedî saadete nâil olmayı da hep Allah’ın lütfuna dayanarak ve ilâhî rahmete ümit bağlayarak yine Hazreti Rahman ü Rahîm’den meccanen istemişlerdir.

Peki onların keşif, keramet, hiss-i kable’l-vukû (hâdiseleri olmadan önce hissetmek) ve ilham türünden harikulâde hâlleri hiç mi olmamıştır? Tabiî ki olmuştur; ne var ki onlar, o türlü fevkalâde hâlleri hiçbir zaman talep etmemişlerdir. Hatta, keşfi, kerameti bir imtihan vesilesi saymış ve onlardan bir mânâda çekinmişlerdir. Şayet, kendilerinde öyle bir hâl meydana gelmişse, onu bir ilâhî sır gibi saklamış, kimseye belli etmemeye çalışmışlardır.

Sahabenin Asıl Kerameti

117