İçeriğe geç

Ayrıca, bizim telakkîlerimiz açısından, şeriat-ı fıtriye kanunlarına riâyet etmek, Cenâb-ı Hakk’ın kâinatın bağrına yerleştirdiği âdât-ı sübhaniyesini mütalâa ederek tekvinî emirlerin gereklerini yerine getirmek ve âyât-ı tekviniyeyi sürekli tetkik ve tefekkür ederek kalbî ve ruhî hayatı yenilemek de takvanın önemli bir buudunu teşkil etmektedir. Bir de, bu âyette kullanılan fiil kipi nazar-ı itibara alınacak olursa, اِتَّقٰى kelimesinin “iftial babı”ndan olduğu ve bunun da “mutâvaat” (dönüşlülük) ifade ettiği görülecektir. Bu açıdan takva; Allah’ın gazabından rahmetine sığınmak, teşriî ve tekvinî emirlere muhalefet etmemek suretiyle daima O’nun himayesinde kalmak, huzuru ve rahatı O’na yakınlıkta aramak, O’ndan korkarken bile yine O’nun merhametine iltica etmek ve bu şuuru tabiatın bir derinliği hâline getirmek demektir.

وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰى, “Ayrıca, (inanç, davranış ve bunların karşılığında verilecek mükâfat konusunda “hüsnâ”yı) en güzel olanı tasdik ederse…” beyanında zikredilen حُسْنٰى tabiri, أَحْسَنُ kelimesinin müennesidir ve “daha güzel” veya “en güzel” mânâsına gelen bir sıfattır. Hüsnâ ifadesini, Esmâ-i Hüsnâ, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin tecellî alanı, en güzel haslet sayılan iman ve ihsan veya en güzel kelime olan Kelime-i tevhid, yahut hepsini ihtiva eden Kur’ân-ı Kerim ve en güzel mükâfat olan Cennet şeklinde tefsir edenler olmuştur. Genellikle müfessirler, لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌ“İyi ve güzel davranışlarda bulunanlara en güzel mükâfat ile daha da fazlası var.”6 âyet-i kerimesi gibi ilâhî beyanlarda yer alan حُسْنٰى “hüsnâ” sözünü Cennet, زِيَادَةٌ ifadesini de Allah’ın cemâlini görmek şeklinde anlamışlardır.

350