İçeriğe geç

Şu kadar var ki, Levh-i Mahfuz’daki nazarî bilgileri düşünürken bazı sofilerin ve kelâmcıların yanlışlıklarına düşmemek icap eder. İlmî vücudu olan şeyleri, ilm-i ilâhîde –hâşâ– belirsiz, karmakarışık ve bir bulamaç şeklindeymiş de daha sonra belirlenmiş olarak tasavvur etmek hatadır. İlmî vücutlar itibarıyla, her şey ilim sıfatının tecellî alanı sayılan kuşatıcı atlasta mücerred birer resim, birer mânâ ve birer öz mahiyetindedir. Bu atlasta bulunan her nesne kademe kademe farklı taayyünlerden geçerek, maddî-mânevî kendi arş-ı kemâlâtına yükselir. Dolayısıyla da, taayyün, karmaşık bir yapı içerisindeki belirsiz bir şeyin ortaya çıkması değil; onun, Levh-i Mahfuz-u Hakikat’e muttali olan varlıklar nazarında belirgin hâle gelmesi demektir. Yoksa, ilm-i ilâhîde karmaşa, kaos ve bulamaç hâllerinden asla söz edilemez. Evet, her şey o ilâhî ilimde mevcuttur; fakat, bir çekirdekte ağacın programının belirlendiği ya da bir gende bütün belirleyici unsurların mündemiç bulunduğu gibi mevcuttur. Doğrusu, bu misaller de, kevnî, fizikî ve dünyevî olmaları itibarıyla ilm-i ilâhîdeki enginliği kat’iyen aksettiremezler; ama “dîk-ı elfaz”dan dolayı bu yakışıksız benzetmelerle meseleye yaklaşmakta zaruret vardır.

301